Türkiye, fosfat kaynakları ve rezerv büyüklüğü açısından dünyada 12. sırada yer alıyor. Dünyada 16 milyar ton fosfat kayası rezervi var. Bunun yüzde 36’sı Fas ve Batı Sahra’da, yüzde 23’ü ise Çin’de. Dünya fosfat üretimi 1999’da 147 milyon tonken, 2009’da 178 milyon ton seviyesine yükselmiş. Tüketim de buna paralel bir seyir izliyor. Yıllık yüzde 3’lük artış öngörülüyor. Türkiye’deki rakamlara bakacak olursak şöyle: Fosfat rezervinin 500 milyon ton civarında olduğu belirtiliyor ve bu rezervin yüzde 80’lik kısmını sadece Mardin’in Mazıdağı İlçesi’ndeki yataklar kapsıyor.
Mazıdağı, hem kalitesi açısından yüksek bir değere sahip hem de Türkiye’nin en büyük fosfat kaynağı olma özelliğini taşıyor. Fosfat kayası, kimyevi gübre üretiminde en önemli hammadde. Mazıdağı Fosfat Tesisleri, Türkiye’deki en büyük fosfat hammadde kaynağına sahip olmasına rağmen üretim maliyetlerinin yüksek olması nedeniyle yıllardır verimli şekilde değerlendirilemiyor. Tesis, 1994’ten bu yana atıl durumda. Tesis, Özelleştirme İdaresi tarafından 2006 ve 2007’de iki kez ihaleye çıkarılmış ancak sonuç alınamamış.
Kapasiteye rağmen ithalat yapılıyor
2010 rakamlarına göre, Türkiye’nin yıllık fosfat kayası ihtiyacı 1,5 milyon ton. Ancak, Türkiye’nin fosfat ihtiyacının tamamı, daha ucuz olduğu için yıllardır ithal ediliyor. Yine 2010’da 180 milyon dolarlık fosfat ithalatı yapılmış. Gübre ve hammadde ithalatı için yapılan ithalat ise 1,5-2 milyar dolar seviyesinde. Son 10 yılda Türkiye’nin yıllık gübre tüketimi 5-5,5 milyon arasında. Diğer yandan, üretim kapasitesi ise 5,7 milyon ton. İhtiyaçtan fazla üretim kapasitesine sahip olmasına rağmen, ithalatın üretimden ucuz olmasının sağladığı avantajla üretimin neredeyse yarısı kullanılıyor, ayrıca ithalat önemli bir gelir kaybına neden oluyor.
Altı şirket ihalede teklif verdi
Tüm bu gelişmelerin ışığında Mazıdağı Fosfat Tesisleri’nin yeniden ekonomiye kazandırılması ve fosfat yataklarının değerlendirilmesi maksadıyla Özelleştirme İdaresi, mart ayında bir tesisin satışına yönelik bir ihale gerçekleştirdi. Dimin Madencilik San. ve Tic. AŞ, TMC Enerji Yatırımları San. ve Tic. AŞ, Konya Şeker San. ve Tic. AŞ, Eti Gümüş AŞ, Gemlik Gübre San. AŞ. ve GÜBRETAŞ olmak üzere altı şirket ihalede teklif verdi. Rekabet Kurulu da, ihaleye teklif veren altı firma ile ilgili değerlendirmesini yaparak 15 nisanda, bu şirketlerden herhangi birinin Mazıdağı Fosfat Tesisleri’ni devralmasının rekabet açısından sorun yaratmayacağını açıkladı.
Teklif sahiplerinden Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği’nin çoğunluk hissesine sahip olduğu GÜBRETAŞ, birkaç yıl önce İran’ın en büyük petrokimya tesisi Razi Petrochemical şirketini satın almıştı. Fortune dergisinin geçen ekimde yayımladığı bir araştırmaya göre, “Türkiye’nin en hızlı büyüyen şirketi” olan GÜBRETAŞ’ın pazar payı yüzde 28,5. Bağlı olduğu Birlik, 1,3 milyon çiftçinin ortaklığı ile faaliyette.
DİKA’dan dört alternatif
Geçen yıl DİKA (Dicle Kalkınma Ajansı) tesislerin ekonomiye kazanımı için kapsamlı bir fizibilite çalışması yapmış. Rapora göre, fosfat kayalarının öğütülerek Doğu Karadeniz’deki asidik topraklarda doğrudan kullanımı, fosfatın kanatlı hayvan yemi olarak kullanımı, organik tarımda değerlendirilmesi ve fosforik asit üretimi ile gübre fabrikası kurulması olmak üzere dört alternatif öne çıkmış. Bu demek oluyor ki, Mazıdağı fosfatını hiçbir işleme tabi tutmadan tarımda kullanmak mümkün. Yine, bölgede bir gübre fabrikası kurulmasının da ekonomiye getireceği katkı ortada. Tesislerin bölgedeki tarım ve hayvancılıkla entegre edilmesi de önemli bir alternatif olarak ortaya çıkıyor. Dolayısıyla, tesislere sahip olacak taliplerden biri, Türkiye’nin en büyük fosfat rezervine de sahip olacak. Bir anlamda şirket sektördeki pozisyonu itibariyle ‘tekel’ konumuna gelecek. Hem tesis verimli şekilde bölge ekonomisine kazandırılmış olacak, hem de sermayenin yurtdışına çıkışı engellenecek. Çiftçi, ucuz hammadde kullanacak, tarım ürünlerinin fiyatları da makul seviyelere inebilecek. Sektöre hem stratejik hem de ticari olarak yeni bir vizyon kazandırması beklenen bu ihaleyle şüphesiz, bölgedeki istihdama sağlanacak katkı da en önemli kazanımlardan biri olacak.
Çernobil’in 25. yılında Nükleere Hayır Yürüyüşü
Çevre, doğal yaşam ve kültür, iktidarların ve şirketlerin saldırısı altında. İnsanın doymak bilmez hırsıyla, Anadolu’nun dereleri HES’lerle şirketlere satılıyor, ormanlar, tarım ve SİT alanları hoyratça kullanılıyor, Çernobil’in etkileri sürerken, Fukuşima ile sarsılırken nükleer inadı devam ediyor. Tüm bu olumsuzluklara rağmen Türkiye’de çevre bilincinin oluşması için çalışanların emeklerinin boşa gitmediğini ve yaygınlaştığını görmek gurur verici. Hükümet, nükleer santral konusunda tartışmaya bile gerek görmeden, yanı başından geçen Ecemiş Fay Hattı’na rağmen santralı yapmakta son derece kararlı. Japonya’daki felaketin boyutlarının dünyaya maliyetinin tam ne olacağını hâlâ kimse kestiremiyor. Greenpeace Akdeniz’in derlediği rakamlara göre, Japonya’daki nükleer kazanın TEPCO şirketine maliyeti 130 milyar dolar. Avrupa Radyasyon Risk Komitesi (ECCR) raporlarına göre, bölgede 200 bin kişi kanser riski altında. En az 25 ülke Japonya’dan ithal edilen zirai ve diğer gıda ürünlerine yasak getirdi. Bu karar, bölgedeki geçim kaynaklarını on yıllarca etkileyecek. Japon Nükleer Ajansı, 10 bin 500 ton radyoaktif suyun, Pasifik Denizi’ne boşaltıldığını doğruladı. Denizde yapılan ölçümlerde yasal sınırın 10 bin kat üzerinde radyoaktif iyot-131 tesbit edildi.
Nükleer karşıtları uyumayacak
17 nisanda Mersin’de Akkuyu’ya karşı insan zinciri ile başlayan çevre hareketleri, dün Ankara Kuğulu Park’ta nükleer karşıtı eylemle devam etti. Nükleer karşıtı eylem zinciri bugün İstanbul’da yapılacak, saat 12:00’de Kadıköy’de büyük bir miting düzenlenecek. Ardından, Çernobil’in 25. yıl anması için 26 nisanda İstanbul Galatasaray’da Greenpeace, Küresel Eylem Grubu ve Yeşiller olarak bir etkinlik gerçekleştirilecek. Bu arada, nükleer karşıtları nerede olurlarsa olsunlar Çernobil’in 25. yılı nedeniyle 25 nisan saat 09:00’dan 26 nisan saat 10:00’a kadar 25 saat uyumayacak. Nükleere karşı olmak için bir Çernobil yeter de artar, Fukuşima’ya gerek yoktu. Nükleer karşıtları yeni doğa ihanetleri olmasın diye uyumayacak.
Nisan 2011 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nisan 2011 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dünyanın gündemindeki kadın Arianna Huffington Türkiye’ye geliyor
Huffington Post, bilmeyenler için bu yılın şubat ayında AOL tarafından 315 milyon dolara satın alınmasıyla dikkat çekmiş bir internet sitesi. Ekonomi ve siyaset dünyasında ses getiren haberler yapan bu site, hızla ünlendi ve internet gazeteciliğinde yeni bir örnek oluşturdu. Time Warner’dan 2009’da ayrılan internet portalı AOL’in, Amerikan internet gazetesi Huffington Post birleşmesi, yeni medyanın kazandığı gücü açıkça ortaya koyuyor. AOL, küresel krizle birlikte 2010’da yüzde 26 oranında azalarak 2.4 milyar dolar olarak gerçekleşen cirosunu, bu yeni birleşmenin inşası ve yeniden yapılandırılması için kullanacak. Bu satın alma aynı zamanda, ABD’de bir internet blog sitesinin ne kadar büyük karlar sağlayabildiğini kanıtlayan ender girişimlerden biri. Huffington Post, ayda ortalama 25 milyon kullanıcı tarafından ziyaret ediliyor. ABD makamlarının bu satışa onay vermesinin ardından, yılın ikinci yarısında satışın resmileşmesi bekleniyor.
Bloggerlar dava açtı
Tüm bu başarının arkasında ise bir kadın var, Arianna Huffington. Huffington Post’un AOL ailesine katılmasıyla birlikte AOL Başkanı Tim Armstrong, bünyelerindeki yeni medya oluşumunun başına Arianna Huffington’ı getirdi. Satış bu kadar ses getirince, binlerce gönüllü yazarın içerik sağladığı sitenin hissedarlarları ve blogçuları, satıştan kendilerine pay verilmemesini “köleliğe” benzeterek, 105 milyon dolarlık tazminat davası açtı. Süreç nasıl işleyecek hep birlikte göreceğiz.Ekimde İstanbul’a geliyor
Dünyanın en güçlü kadınları arasında gösterilen Arianna Huffington, kazandığı bu deneyimleri çeşitli platformlarda paylaşıyor. Bu etkinliklerden biri de yakında Türkiye’de yapılacak. Huffington, dijital pazarlama alanının uzmanlarını biraraya getirecek 13 ekimde Digital Age tarafından düzenlenen Digital Age Konferansı’nın konuğu olacak. Huffington’ın konuşmacı olarak gelmek için yüklü miktarda para istediği belirtiliyor. Huffinton’ı dinlemek için gelecek katılımcı sayısının yüksek olacağı kesin.Siyasette başarısız olunca...
Peki kim bu Arianna Huffington? 61 yaşındaki Huffington, Atina doğumlu, İngiltere’de büyümüş. Daha sonra New York’a taşınmış, 80’li yıllarda Cumhuriyetçi Michael Huffington ile evlenmiş. Bu evlilik sayesinde ABD’nin siyasi ve zengin elit tabakası ile yakın ilişkiler kurmuş. Kitap yazmış, çeşitli televizyon programlarına yorumcu olarak katılmış, bir dönem gazetedeki köşesinde siyasi değerlendirmeleri ile önemli bir okur kitlesi kazanmış. İlerleyen zamanlarda kocasının aksine 2003’te California’da Demokrat Parti’den siyasete girme denemesinde bulunmuş. Seçimi Cumhuriyet Partili Arnold Schwarzenegger’e karşı kaybetmiş. Aslında, siyasette kaybetmiş olması Huffington’ın hayatının dönüm noktası olmuş. 2005’te girişimci ve gazeteci Kenneth Lerer ile birlikte 1 milyon dolar yatırımla Huffington Post adlı online haber sitesini kurdu. Site ilk dönemlerde diğer haber sitelerine link vererek ya da o haber sitelerini kaynak göstererek yayıncılık yapmış. Haberden ziyade yorumu, yazarın kişisel bakışını öne çıkarmış. Huffington, bu arada kişisel ilişkilerini de kullanarak, siyaset, ekonomi ve eğlence dünyasından pek çok ünlü ismi sitesinin yazarları arasına katıyor. Barack Obama, Hillary Clinton, Bill Gates, George Clooney, Madonna ve Donna Karan’ın da aralarında bulunduğu birbirinden ünlü isimler Huffington Post’ta yazmaya başladı. Hatta, birkaç yıllık bir genç bir site olmasına rağmen birçok büyük gazetenin köşe yazarını bünyesine katma başarısı gösterdi.Farklı bir iş modeli yarattı
Ardından, binlerce blog yazarıyla içerik ortaklığı anlaşması yaptı. Arianna Huffington, bir zaman sonra “Blogger Queen” yani Blogger Kraliçesi olarak anılmaya başlandı. Son yıllarda haber merkezini güçlendirdi, çalışan sayısı 200’ü geçti. İçeriğini ücretsiz sunan Huffington Post, gelirini reklamlardan elde etti. Aylık 25 milyon ziyaretçi sayısı ile pek çok gazeteyi ve haber sitesini solladı. Bu rakamlar, okuyucu yorumlarının sayılarına yansıyor, bazı yazılara binlerce yorum yapılması dikkat çekiyor. Tabi, tüm bu avantajları ve girişimci yönü, büyük grupların ilgisini kısa sürede çekmesine yetti de arttı bile. Ardından AOL ile birleşme kaçınılmaz hale geldi, 315 milyon dolarlık satış rakamıyla internet sitesiyle nasıl para kazanılabileceğinin ve kadın girişimciliğinin en önemli örneklerinden biri oldu. 60’lı yaşlarının başında gelen bu şöhret ve büyük başarının sırrını, hem de bize yakın bir kültürden gelen Atinalı Arianna Huffington’dan dinlemek epeyce ilginç olsa gerek.Sendikal Platform çöktü, KKTC’de partiler 24 Nisan’a hazırlanıyor
Kuzey Kıbrıs’ta Sendikal Platform, 28 Ocak ve 2 Mart’taki Toplumsal Varoluş mitinglerinin ardından geçen hafta da Cumhuriyet Meclisi’nin önünde bir miting yaptı. Mitingin Türk medyasına yansıyan kısmında mesele, katılımcıların Türkiye aleyhine açtığı pankartlar, pankartlara polisin müdahalesi ve çıkan arbede olarak yer aldı. Bu miting, daha önce yapılan iki mitingden bazı sebeplerle farklıydı. O ayrıntılar nedir diye bakarsak, durum şöyle izah edilebilir.
Daha önce yapılan mitinglerde KKTC’deki sendikalar ve siyasi partiler birlikte hareket etmiş, Türkiye’nin dayattığı ekonomik önlem paketini sorgusuz sualsiz uygulamaya koyulan UBP Hükümeti’ni protesto etmişti. Ancak, 2 Mart’ta yapılan mitingin ardından yaşanan süreçte aralarında CTP, TDP ve DP’nin bulunduğu siyasi partilerle sendikaların arası açıldı, bir manada Sendikal Platform çöktü.
Sebep, tamamen liderliği ve gücü kimin elinde tutacağı meselesi. Sendikalar, sürecin başını çekmek isterken, siyasi partiler bu süreci “Türkiye ile kavga etmeden” götürmek niyetinde.
Siyasi partilerin bugüne kadar tavrı, sürecin birlikte oluşturulacak bir platform tarafından ve somut çözüm önerilerinin de geliştirilerek yönetilmesinden yana oldu. Mesela, karşı çıkılan uygulamalarla ilgili alternatiflerin geliştirilmesine yönelik bir tür komisyon çalışması gerçekleştirilmesi önerisi getirdiler. Ada’daki kaynaklar, sendikaların son derece sabırsız ve sürecin öncülüğü konusunda ısrarcı davrandıkları şeklinde görüş bildiriyor. Ekonomik paketin derhal çekilmesi ve Türkiye’nin Ada’ya müdahalesine son verilmesi talepleri, sendikacılar tarafından ileri sürülüyor.
Daha önce yapılan mitinglerde KKTC’deki sendikalar ve siyasi partiler birlikte hareket etmiş, Türkiye’nin dayattığı ekonomik önlem paketini sorgusuz sualsiz uygulamaya koyulan UBP Hükümeti’ni protesto etmişti. Ancak, 2 Mart’ta yapılan mitingin ardından yaşanan süreçte aralarında CTP, TDP ve DP’nin bulunduğu siyasi partilerle sendikaların arası açıldı, bir manada Sendikal Platform çöktü.
Sebep, tamamen liderliği ve gücü kimin elinde tutacağı meselesi. Sendikalar, sürecin başını çekmek isterken, siyasi partiler bu süreci “Türkiye ile kavga etmeden” götürmek niyetinde.
Siyasi partiler eyleme katılmadı
Bu sebeplerden siyasi partiler 7 Nisan’da yapılan eyleme katılmayacaklarını açıkladı. 7 Nisan’daki eyleme sadece sendikalarla marjinal gruplar katıldı. Meclis önünde yapılan eyleme polis sert biçimde müdahale etti. Bu arada, sendikacılar CTP ve TDP yöneticilerine karşı sözlü ve fiili saldırıda bulundu. CTP Milletvekili Ömer Kalyoncu, bir grup eylemci tarafından tartaklandı ve hatta sözlü saldırıya maruz kaldı.Ayrı düştükleri noktalar
Sendikal Platform’un tamamen Türkiye karşıtı bir dil kullanıyor olmasından ve sürecin bunun üzerine kurulmasından siyasi partiler rahatsız. Argümanları, “Türkiye, bu ekonomik önlem paketini dayatıyor ama UBP Hükümeti de bu paketi kabul etti. Dolayısıyla tavır, Türkiye’ye değil, KKTC Hükümeti’ne olmalı” şeklinde. Partiler, her durumda Türkiye ile çalışmak zorunda olduklarını bildiklerinden, süreci doğru yönetip bazı durumları ‘sineye çekme’ taraftarı.Siyasi partilerin bugüne kadar tavrı, sürecin birlikte oluşturulacak bir platform tarafından ve somut çözüm önerilerinin de geliştirilerek yönetilmesinden yana oldu. Mesela, karşı çıkılan uygulamalarla ilgili alternatiflerin geliştirilmesine yönelik bir tür komisyon çalışması gerçekleştirilmesi önerisi getirdiler. Ada’daki kaynaklar, sendikaların son derece sabırsız ve sürecin öncülüğü konusunda ısrarcı davrandıkları şeklinde görüş bildiriyor. Ekonomik paketin derhal çekilmesi ve Türkiye’nin Ada’ya müdahalesine son verilmesi talepleri, sendikacılar tarafından ileri sürülüyor.
UBP odaklı muhalefet
Buna karşılık, siyasi partiler bu kadar sert bir çatışma yerine çözüm önerilerini de oluşturduktan sonra tepkilerin Türkiye odaklı değil, UBP Hükümeti odaklı geliştirilmesini öneriyor. İşte mesele tam da burada düğümleniyor. Sendikalarla siyasi partiler arasındaki bu söylem ve tavır farklılığının, süreci bundan sonra daha da sertleştireceği görüşü hakim. Sendikalarla siyasi partiler arasındaki bu derin görüş farklılığının UBP Hükümeti’nin elini güçlendireceği de güçlü bir olasılık. Öte yandan, 5 Haziran’da yapılacak Kurultay’a hazırlanan CTP de, pozisyon belirlemeye çalışıyor. Muhalefeti yönlendirmek ve UBP Hükümeti’nin icraatlarını hedef almak niyetinde.CTP-TDP’den ortak etkinlik
Bu arada, CTP ile TDP, 24 Nisan’da ortak etkinlik düzenleme kararı aldı. Partiler, Federal Birleşik Kıbrıs’ın onaya sunulduğu ve Kıbrıs Türk halkının büyük oranda evet dediği 24 Nisan referandumu iradesine dikkat çekmek amacıyla 24 Nisan’da ortak etkinlik düzenleyecek. UBP Hükümeti’nin hiçbir konuda çare üretemediği ve halktan gelen tüm tepkilere kulak kapattığı tespitinde bulunan bu iki parti, etkinlikte ‘kendi kendilerini yönetmek isteğiyle kendi yurdunda söz sahibi olmak’ noktasına dikkat çekecek. Konuyla ilgili partiler pazartesi günü bir basın açıklaması yapacak. Çözüm iradesi yeniden yansıtılacak ve sendikalara ‘bizsiz bu süreç olmaz’ mesajı verilecek. Mitingin geniş katılımlı bir meydan mitingi olması planlanıyor. Tüm bu gelişmelerin ışığında Kuzey Kıbrıs’ta gündemin ve havaların eşzamanlı ısınacağı kesin.Arnavutluk artık kapalı kutu değil
Geçen hafta, İstanbul Ticaret Odası’nın işadamlarına Balkanlar’daki yatırım ve işbirliği fırsatlarını tanıtmak amacıyla başlattığı girişimin Arnavutluk ayağına katıldım. 50 yıl komünist rejim, ardından baskıcı bir sistemle yönetilen ve dünyayla ilişkisi kesilen Arnavutluk, çok partili demokratik sisteme 20 yıl önce geçmiş bir ülke olarak ekonomik anlamda pek çok şeye ihtiyaç duyuyor. Son sayıma göre 4 milyon 100 binlik nüfusa sahip ülkenin yüzde 70’i, çoğu Bektaşi olmak üzere Müslüman ve yüzde 30’u Hristiyan (yüzde 20 Ortodoks-yüzde 10 Katolik). Avrupa Birliği’nde serbest dolaşım hakkına sahip. Akla gelebilecek her türlü sanayi yatırımına, altyapı projelerine, konut, alışveriş merkezi gibi müteahhitlik işlerine fazlasıyla ihtiyaç var. Ülkede kamu harcamalarının son altı yılda yüzde 70’i karayolları için harcanmış. Bu harcamalar daha dört yıl sürecek. Hem hükümet hem işadamları Türklerle iş yapma konusunda istekliler. Türkiye, bu yeni gelişen ülkeden çok yüksek pay alabilir. Komşusu Yunanistan, daha çok ülkedeki bankacılık ve telekom sektörünü elinde tuttuğundan diğer alanlarda açık var.
Önemli bir gelişme de şu: Balkanlarda yatırımcının çekindiği sorunların başında, girişimcinin yatırım yaptığı arazinin, komünist rejim zamanında başkalarına ait olduğunun iddia edilmesi ve tapuyla ispatlanması halinde açılan davalarda, hükümetlerin birşey yapamaması geliyordu. Arnavutluk’ta hükümet bu sorunu da çözmüş.
Arnavutluk’un liman kenti Durres ile Kosova’yı birbirine bağlayan ve inşaatını ABD’li Bechtel ile Enka İnşaat’ın birlikte yaptığı otoyola gişe konacak. Bunun işletmesine de Türkler talip olabilir. Şimdi, 1 milyar avroya malolacak ve Durres kentini Makedonya’ya bağlayacak otoyolla tünel projesi yapılacak. Tiran Büyükelçisi Hasan Aşan, Durres Limanı’nın büyük önem taşıdığını, iş dünyasının Türkiye’den Durres’e Ro- Ro seferleri yapılmasını istediğini söylüyor.
Vergi sıralamasında 3’üncü
Arnavutluk’ta hükümet, gelecek altı ayda ihale edilmek üzere gündemine çok önemli ve büyük özelleştirmeler almış. Özelleştirmelerle bu pazara girmiş ve hala faaliyetlerini sürdüren pek çok örnek mevcut. Çalık Grubu, özelleştirmeden aldığı Albtelekom’la şu anda Eagle Mobile adıyla ülkede hizmet veriyor. Dört GSM operatörü arasında 3’üncü sırada olan Eagle, en hızlı gelişimi gösteren operatör. Çalık Grubu’nun BKT adlı bir de bankası var. Yine Arnavutluk’un milli havayolu şirketi Albanian Air’i özelleştirmeden Türk Evsen Group satın aldı. Şu anda Arnavutluk’un en yüksek vergi verenler listesinde ilk iki sıradaki kamu şirketlerinin ardından 3’üncü sırada yer alan Kürüm Holding, özelleştirilen demir çelik fabrikalarını satın alarak bu ülkeye girmiş. Kürüm Holding’in Arnavutluk’taki Genel Koordinatörü Zeki Kaya, 160 milyon avro yatırım yaptıkları fabrikanın piyasa değerinin 800 milyon dolar olduğunu, teklifler geldiğini ancak satmadıklarını söylüyor. Şimdi, Çinlilerle krom ve metalürji işine girdiklerini anlatan Kaya, ülkedeki ikinci en büyük krom rezervine sahip olduklarına dikkat çekiyor. Ekin Madencilik’in de bakır madenleri, Altınbaş Holding’in de Alpet markalı benzin istasyonları mevcut.Özelleştirme programı çok yüklü
Hükümetin programına aldığı şirketler arasında neler yok ki? Petrol şirketi AlPetrol, sigorta şirketi Insic, demiryolları, elektrik dağıtımı, madenler, limanlar sadece birkaçı. 2 milyar tonluk karasal petrol rezervine sahip Arnavutluk’ta bu alanla birlikte doğalgaz taşıma işine talip aranıyor. Seranda, Lora ve Şencin limanları özelleştirilecek. Dört adet HES’in özelleştirmesi uluslararası ihaleyle yapılacak. Ülkenin elektriğinin yüzde 98’i HES’lerden karşılanıyor. Ülkenin su kaynaklarının sadece yüzde 40’ı işletiliyor. Drin Irmağı üzerine kamu-özel sektör ortaklığıyla bir HES projesi yapılması planlanıyor. Tiran’daki Parlamento binası yeniden inşa edilecek. Ayrıca, atık toplama ve su arıtma gibi altyapı işleri için ihaleler açılacak.Önemli bir gelişme de şu: Balkanlarda yatırımcının çekindiği sorunların başında, girişimcinin yatırım yaptığı arazinin, komünist rejim zamanında başkalarına ait olduğunun iddia edilmesi ve tapuyla ispatlanması halinde açılan davalarda, hükümetlerin birşey yapamaması geliyordu. Arnavutluk’ta hükümet bu sorunu da çözmüş.
Arnavutluk’un liman kenti Durres ile Kosova’yı birbirine bağlayan ve inşaatını ABD’li Bechtel ile Enka İnşaat’ın birlikte yaptığı otoyola gişe konacak. Bunun işletmesine de Türkler talip olabilir. Şimdi, 1 milyar avroya malolacak ve Durres kentini Makedonya’ya bağlayacak otoyolla tünel projesi yapılacak. Tiran Büyükelçisi Hasan Aşan, Durres Limanı’nın büyük önem taşıdığını, iş dünyasının Türkiye’den Durres’e Ro- Ro seferleri yapılmasını istediğini söylüyor.
Siyasi kriz büyüyecek mi?
Bu arada, 8 mayısta ülkede seçim var. 2009’da yapılan seçimlerde Demokrat Parti lideri ve halen Başbakan olan Sali Berişa, o dönem oy sandıklarında yolsuzluk yapmakla suçlanmıştı. Bu seçimlerde Avrupa’dan pek çok gözlemci gelecek. Buna karşılık muhalefetteki Sosyalist Parti, Meclis’i yasal bulmadığı gerekçesiyle Meclis’i sürekli boykot ediyor, Meclis’te karar alınamıyor. Sosyalist Parti Lideri Edi Rama, aynı zamanda Tiran Belediye Başkanı. İlginçtir, AB üyeliği yolunda mesafe katetmek hem Edi Rama’nın hem de Berişa’nın seçim vaadiymiş. Ama AB entegrasyonu için gereken reformlar Parlamento çokluğu olmadığı için sağlanamıyor. 8 mayıstaki seçim nasıl bir tablo ortaya koyacak ülkede merak konusu.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)