Temmuz 2009 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Temmuz 2009 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

‘Kültür Başkenti’ yine dalgalı

İstanbul'un 2010 Avrupa Kültür Başkenti (AKB) seçilmesiyle birlikte kentin tarihi, sanatsal, sosyolojik ve doğal güzelliklerinin, sahip olduğu farklı renklerin gözler önüne serilmesi açısından tüm Türkiye 2010'un çok önemli bir tarih olacağını düşündü. Ancak, takvimler 2010 yılına büyük bir belirsizlikle ilerliyor. İstanbul'un 2010 Avrupa Kültür Başkenti olmasıyla ilgili bugüne kadar tartışmalardan, şikayetlerden, projelere aktarılan ya da aktarılamayan bütçelerden öte fazla birşey duyamadık.

Sular bir türlü durulmuyor


Koordinasyon Kurulu başkanlığını Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hayati Yazıcı, Danışma Kurulu başkanlığını İstanbul Sanayi Odası eski Meclis Başkanı Hüsamettin Kavi'nin yaptığı İstanbul 2010 AKB Ajansı'nın Yürütme Kurulu Başkanı Nuri Çolakoğlu, çeşitli iddiaların ardından nisan ayında görevinden ayrıldı.

Bir süre boş kalan koltuğa Yürütme Kurulu Üyesi Şekip Avdagiç getirildi. Çolakoğlu'nun anlaşmazlık yaşadığı Yürütme Kurulu Genel Sekreteri Eyüp Özgüç de, görevden alındı, yerine Yılmaz Kurt atandı. Ancak, yönetim değişikliği 2010 çalışmalarıyla ilgili ne iddiaları, ne de sıkıntıları ortadan kaldırdı.

Son günlerde, Atatürk Kültür Merkezi'nin yenilenmesi sürecinin önünün tıkanması ve İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı'nın ana sponsoru olduğu İstanbul'dan başlayacak olan Avrupa Yelken Yarışı'nın iptal edilme riski gündemi meşgul etmeyi sürdürüyor. Şimdi kafalardaki soru şu: Son gelişmeler, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı yönetiminde yeniden taşları yerinden oynatır mı?


Kültür sanat işi kamuya bırakılmamalıydı


İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı'nda aktif görev alan bazı isimler, tüm bu sorunların temelinin aslında kaynakların yönetimiyle ilgili olduğu görüşünde. Bu kültür ve sanat yönetimi gerektiren bir iş. Bunu bürokratik bir yapı altında yapmak ve idari bir merkezin altında yönetmek başından yanlıştı. Bütçeyi yönetecek insanların kültür profesyonelleri olması gerekiyordu.

Ayrıca, kaynakların tümünün kamudan gelmesi de sorun yaratıyor. Proje ortakları olmalı, bütçenin yüzde 40'ı belediyelerden, yüzde 30'u merkezi otoriteden ve geri kalanı da hayırsever kuruluşlardan gelmeliydi. Kar amacı gütmeyen kültürle ilgili sivil toplum kuruluşlarını da bu işin içine toplamak, bürokrasiye baskı yapmak gerekiyordu. Ancak, böyle karma bir bütçeyi yönetecek yeterince kültür profesyoneli Türkiye'de yok. Konu, karşımıza bir anlamda, bir entelektüellik sorunu olarak çıkıyor. Gelinen noktada, devleti 'yolunacak kaz gibi' gibi görülmekten öteye gidemedi.


Projelerin yüzde 90'ı işe yaramaz


Uygulamaya yöneltilen eleştirilerin bir bölümü de, İstanbul 2010 için kabul edilen projelerle ilgili. 2008'de Ajans'a verilen 78 milyon 487 bin 387 TL'nin 40 milyon 374 bin 233 TL'si harcandı. 2009'un ilk beş ayında harcanan miktar ise 32 milyon 387 bin 849 TL oldu.

Ajans'taki isimler, 2008'de aktarılan 40 milyon TL'nin neredeyse yüzde 90'ının "ıvır zıvır" projelere aktarıldığını, İstanbul 2010'un proje hurdalığı haline getirildiğini söylüyor. O projelerin hepsi yapılsa bile, yine 2010 başarısız olur görüşündeler. Çünkü, projeler birbirinden alakasız ve kopuk. Bürokrasi mantalitesi ile yönetildiği için projelere karışan çok, her kafadan bir ses çıkıyor.


Büyük firmalar neden girmedi sorulmadı


Son günlerdeki bir diğer konu da, Atatürk Kültür Merkezi'nin (AKM) yenilenmesine ilişkin İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı tarafından yapılan onarım ve yenileme ihalesiyle ilgili. İhaleye katılan 15 firma içinde en düşük teklifi veren Özsoy İnşaat Turizm Ticaret A.Ş. 64 milyon 883 bin 308 TL bedelle kazandı.

Yenileme ve onarım çalışmalarının yedi ayda tamamlanması planlanıyordu. Ancak, AKM'nin yenileme projesi tam start alacakken, İstanbul 9'uncu Bölge İdare Mahkemesi'nden gelen kararla tüm süreç sil baştan oldu. Mahkemenin ocak ayında Kültür Sanat ve Turizm Emekçileri Sendikası'nın (Kültür Sanat-Sen) AKM'nin yenileme projesi aleyhinde açtığı davada yürütmenin durdurulması kararı vermesi, süreci iyice içinden çıkılmaz bir hale soktu.


Mimarlar durumu anlatacak


Kültür Sanat-Sen, binanın önüne reklam panosu konacağı gerekçesiyle davayı açmıştı. Belirtilenlere göre, binanın önüne konacak panoda inşaat faaliyetiyle ilgili bilgi verilecekti. Bu söylentilerden, bilirkişilerin etkilenmiş olabileceği de konuşulanlar arasında. Davanın muhatabı Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın bir üst mahkemeye itiraz etmesi bekleniyor. Tabi, bu arada sürecin şeffaf işlemediği, inşaat alanında Türkiye'nin isim yapmış firmalarının bu prestijli ihaleye neden girmediğinin sorgulanmadığı kaydediliyor. 2010'un, bu süreci yeniden şeffaf bir şekilde anlatması gerekiyor. Gelecek hafta, AKM'nin yenilenmesiyle ilgili çalışma grubu içinde yer alan mimarlar bir toplantı yaparak konuyla hakkında bilgi verecek.

İşin içindeki siyasetçiler ve kültür sanat insanları ya bunu Türkiye için büyük bir fırsata dönüştürecekler ya da sadece bir kez alınabilen bu unvanı değerlendirememenin vebalini üzerlerinde taşıyacaklar...
* * *


'Europa Race'in tek destekçisi Ajans değil'


Dün, Europa Race'a ilişkin bazı gazetelerde yer alan haberler üzerine İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı, ana sponsoru olduğu yarışla ilgili yükümlülüklerini yerine getirdiğini kaydetti. Yapılan açıklamada, şu bilgilere yer verildi: "Europa Race, çok destekçisi olan, farklı kentlerin merkezi yönetimlerinden Ajansımıza kadar pek çok değişik kurumun sponsorluğuyla yürütülmesi planlanan projedir. Yürütme Kurulu ve Bütçe Komisyonu, Ajansın 2009 bütçesi yüzde 70’lere varan oranda kesintiye uğramış olduğu halde, 9 mayısta Europa Race’e 500 bin avro gibi ciddi bir destekte bulunma kararı aldı. Bu karar, projenin sahibi Cumali Varer’e tebliğ edilmiş ve sözleşme tarafların karşılıklı mutabakatıyla imzalanmıştır. Sözleşme, 500 bin avromeblağın ödenmesi sürecini de düzenlemekte ve İstanbul Europa Race’te Ajans tarafından karşılanacak masraf kalemlerinin gerçekleşmiş olması şartını getirmektedir. Bu şart yerine geldikçe İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı üzerine düşen yükümlülükleri sözleşme çerçevesinde yerine getirecektir. Basında yer alan haberlerde, Ajans, projenin tek destekçisiymiş gibi gösterilmekte, esasen projenin sahiplerinin diğer destekçilerden almayı öngördükleri fonları bulamamalarından kaynaklandığını düşündüğümüz bir sorun, sanki sadece İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın kaynak yaratmamasından kaynaklanıyor gibi yansıtılmaktadır. Bu durum, gerçekle bağdaşmamaktadır."

Öte yandan, organizasyon şirketi Olay Nautic'in sahibi Cumali Varer ise, daha önce Taraf'a yaptığı açıklamada, Ajans'ın ana sponsor olduğunu belirtirken, Gençlik ve Spor Müdürlüğü tarafından kendisine verilen "yarışın finansmanında her türlü maddi ve manevi desteğin TC Devleti garantisi altında" olduğunu ifade eden belgeyi göstermişti. Varer, Türkiye'nin temin etmesi gereken tutarın 2.4 milyon dolar olduğunu belirtmiş, aksi halde yarışın iptal riskinin bulunduğunu söylemişti.

THY ve Hido’yla Kanada ilişkilerinde yeni dönem

Türk Hava Yolları, altı yıllık zorlu bir çabanın ardından Kanada’nın Toronto kentine ilk direkt uçuşu 11 temmuz günü gerçekleştirdi. THY’nin New York ve Chicago’dan sonra Kuzey Amerika’da uçuş yaptığı üçüncü destinasyon olan Toronto seferleri, sadece burada yaşayan 100 bine yakın Türk’ü değil, İran, Irak, Pakistan, Azerbaycan, Lübnan, Rusya, Ukrayna ve Ortadoğu ülkelerinin vatandaşlarını da sevindirdi.

Bundan birkaç yıl önce THY üst yönetiminin bile “talep yok, kârlı değil” gibi sebeplerle geri çevirdiği ama aslında büyük oranda siyasi nedenlere dayanan gecikmeli Toronto seferleri, Türkiye’nin etrafında yaşayanlar için de önemli. Bu hattın en az 10 milyon yolcu kapasitesi olduğu söyleniyor. Şimdilik haftada üç gün yapılacak olan seferlerin arttırılması planlanıyor.

THY Genel Müdürü Temel Kotil, Toronto’ya yedi gün uçmak için hazır olduklarını dile getirerek, “İstiyoruz, yeter ki izin verilsin. 2008’de IATA toplantısında meslektaşlarıma ‘Batı demokrasileri arasında bize uçuş hakkı vermeyen bir tek sizsiniz’ dedim. O zaman ‘potansiyel yok’ dediler. Bu benim Güney Afrika ve Sao Paolo’dan sonra üçüncü uzak mesafe hattı açışım. Onlara açılış yapmadık. Uzak mesafede açılan yeni hatlardan orada yaşayan toplumun çok olumlu etkilendiğini gördük. Şu anda Avrupa’nın dördüncü büyük havayolu şirketiyiz” dedi.


İki ülke ilişkilerinde önemli adım


Kısaca, Türkiye Kanada ilişkilerinin son birkaç yıllık dönemine baktığımızda ise şunları görüyoruz: Kanada’nın Ermeni soykırımı tasarısını kabul ettiği dönemdeki büyükelçi, bu ülkeyi ziyaret etmek isteyen bakanların ziyaretlerini engellemiş ve sürüncemeye giren dönemin de başlangıcı olmuştu.

2007’de Kanada Dışişleri, Türk Dışişleri’nden randevu istemiş, ancak Türk tarafı randevu vermemişti. Böylece, Türkiye’nin çok büyük avantajlar elde edeceği bir ülkeyle ilişkileri yok denecek bir noktaya gelmiş ve önemli fırsatlar da kaçmıştı. 2008’de Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, Kanada ile hem çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmasının yapılması, hem de iki ülke arasında direkt uçuşlara başlanmasıyla ilgili talimat verdi.

Anlaşmanın imzalanması için Unakıtan’ın 26 nisanda Kanada’ya gitmesi kararlaştırıldı. Tam somut adım atılacaktı ki, Unakıtan’ın sağlık durumu, kabine revizyonu ve Ottawa büyükelçisinin Ermeni soykırımını anma törenlerine katılması gibi nedenlerle yaşanan gerilim işi biraz geciktirdi. Gelinen noktada artık iki ülke arasında direkt uçuşlar başladı, çifte vergilendirmeyi önleme anlaşması da salı günü itibarıyla imzalandı.


Göçmenler ülkesi


Gelelim, dünyanın önde gelen refah ülkelerinden biri olan Kanada’da kriz sonrası duruma. 33 milyonluk nüfusunun yüzde 50-55’i gibi bir oranda göçmenlerin yer aldığı Kanada’nın aslında en büyük gelir kaynağını göçmenlik faaliyetleri ve üniversiteler oluşturuyor.

Dünyanın ikinci büyük petrol yataklarına sahip ülkenin petrolü kum ve taş karışımlı olduğu için bunu ayrıştırmak büyük maliyetler gerektiriyor. Petrol fiyatı yükseldiğinde kendi petrolünü çıkaran ve bu ayrıştırma işlemini gerçekleştiren Kanada, petrol fiyatları düştüğünde ithal etmeyi tercih ediyor. Dünyanın sanayileşmiş sekiz ülkesini temsil eden G-8 içinde yer alan Kanada, global krizin etkilerini azaltmak için 2009 başlarında 32 milyar dolarlık bir teşvik paketi açıklamıştı.

Kişi başına milli gelirin 50 bin dolar civarında olduğu Kanada’da kriz sırasında iflas eden banka, finans kurumu ya da sigorta şirketi yok. Sadece ABD’deki otomotiv devlerinin geçirdiği zorlu süreç nedeniyle Kanada’da bu şirketlerin üretim yapan fabrikaları sarsılmış durumda. Daha önce öğrencilerin çalışmasına izin verilmezken, artık bunun da önü açılmış. Bir stüdyo dairenin fiyatının 380 bin dolardan başladığı Toronto’da villalar milyon dolarlarla telaffuz ediliyor. Krizde fiyatlar biraz düşse de, diğer gelişmiş ülkelerde yaşanan emlak krizi burada pek yok.

80 ülkeden değişik etnik grubun bulunduğu ülkede, 1 milyon nüfusla Çinliler birinci sırada. Toronto’da üç tane China Town var. Onları 850 bin kişiyle Hintliler takip ediyor. Bunların dışında Jamaikalılar, Afrikalılar, Pakistanlılar, nereden isterseniz insan var.


Kanada’da kadın olmak varmış


Kanada ile ilgili önemli bir not da kadınları ilgilendiriyor. Burada kadına büyük değer veriliyor ve kadının önemli hakları var. Toplumdaki önem sıralaması çocuklar, kadınlar, hayvanlar ve erkekler şeklinde. Bir kadının polise kocasının onu dövebileceği ihtimalinden bile bahsetmesi, polisin kocayı işyerinden alıp götürmesi için yeterli oluyor. Töre, namus, koca ve baba dayağı gibi sebeplerle Kanada’ya sığınan çok sayıda kadın var, bu konuda zaten onlara da kolaylık da sağlanıyor.


Hidayet’in maçları Rogers Centre’da oynanacak


Öte yandan, Toronto son dönemde NBA’de fırtına gibi esen milli basketbolcu Hidayet Türkoğlu ile de epeyce gündemde. Orlando Magic’ten ayrılan Türkoğlu, geçtiğimiz günlerde Toronto Raptors ile beş yıllığına 53 milyon dolarlık rekor denebilecek bir sözleşmeye imza attı.

Tam da, THY’nin bu şehre sefer başlattığı bir döneme denk gelen bu transfer, burada yaşayanlarla da önemli bir iletişim yarattı. Sporun her zaman farklı kültürleri, farklı milletleri yakınlaştırması çoğu kez şahit olunan bir durum. Hidayet, yeni evinde maçları eski adı Skydome olan ancak birkaç yıl önce GSM şirketi Rogers tarafından satın alınarak Rogers Centre olarak değiştirilen Ontario Gölü’ne nazır stadda oynayacak.

55 bin seyirci kapasiteli stadın üstü açılıp kapanabiliyor, hemen yanı başında ise Toronto kentinin simgesi CN Tower bulunuyor. 553 metre yüksekliğindeki CN Tower, halen dünyanın sayılı en yüksek binalarından biri durumunda.


Ecocab İstanbul’a uyar mı?


Toronto caddelerinde gençlerin pedalla kullandıkları araçlar göze çarpıyor. Öğrencilerin saatlik ücretle ve kendileri için belirlenmiş güzergâhlar içinde kullandığı bu araçlar, insanları bedava gezdiriyor. Bu araçlara sahip Ecolabs şirketi, anlaşmalı olduğu firmaların reklamlarını araçlarına yerleştiriyor. Hem müşteri kısa bir mesafe içinde gideceği yere bedava gidiyor, hem de çevre kirletilmemiş oluyor. Atmosferi kirletmeyen bu taksiler, Toronto’da başarılı olunca Detroit, Chicago, New York gibi kentlerde de kullanılmaya başlamış. ABD’nin başka kentlerinde de kullanılması hedefleniyor. Toronto’daki araçların sponsoru Lipton Ice Tea, bu reklamlardan ücret alınıyor. Pedal gücüyle çalışan ecocab’ler sürücü yorulsa bile sizi yolda bırakmıyor, çünkü aracın aküsü var. Çünkü, sürücü yorulsa bile aracın aküsü var. Belli bir rota içinde çalışan bu araçlar için düz yollara sahip yerler daha ideal. Uzun caddeler ve tatil yöreleri bu araçların Türkiye’de kullanımı için ideal. Belediyelere duyurulur!


THY’de sıkıyönetim dönemi


Toronto’ya uçuş vesilesiyle biraya geldiğimiz THY Genel Müdür Temel Kotil’le de konuşma fırsatı bulduk. Bulmuşken de, son dönemde artan tehirleri sorduk. Kotil’in bu soruya cevabı açık ve net oldu: “Tehirlerle ilgili sıkıyönetim uyguluyoruz. İki hafta sonra tehir yok.”

Sabahları 100 uçak kaldırdıklarını, onlar zamanında vardığında problem olmadığını belirten Kotil, “Tehirler domino etkisi yaratıyor. Bunu bir yerde durdurmak gerekiyor. Tehirlere gelen tepkileri de toplayıp bir kitap yapmayı düşünüyoruz. Uçağın yurtiçi uçuş için hazırlanması 45 dakika, yurtdışı için hazırlanması bir saat sürüyor. 250 şefimiz var, tehirlerin nedenini bana mail atarak açıklamak zorundalar” dedi.

Esnaf Hastanesi’ne yardım İTO’yu karıştırdı

Üye sayısı itibariyle dünyanın sayılı odalarından biri olan İstanbul Ticaret Odası’nın gündeminde şu sıralar Esnaf Hastanesi ile ilgili tartışmalar var. 1937’de kurulan hastane, Türkiye’nin kâr amacı gütmeyen tam teşekküllü ilk özel hastanesi unvanına sahip. Kurucuları arasında İstanbul Ticaret Odası, İstanbul Sanayi Odası ve İstanbul Ticaret Borsası’nın bulunduğu Esnaf Hastanesi, birkaç yıl önce 10 milyon TL’ye yenilenerek, Business Esnaf Hastanesi ismini aldı. Bu kadar köklü bir hastane olmasına ve yıllardır para aktarılmasına karşın hastane sürekli zarar ediyor. Hastanenin İTO’nun gündemine oturmasının sebebi de bu. Yönetim kadrosu profesyonel değil ve hastane her ay 400 bin TL zarar ediyor. Hastanenin yönetim kurulunun başında Zeki Sayın var.

İTO hastaneye çok para harcadı


2004’e kadar İstanbul Esnaf Hastanesi Koruma ve Yardım Derneği bünyesinde hizmet veren hastane, dernek kapsamında çıkarılıp yine eski kurucuları tarafından oluşturulan İstanbul Huzur Hastanesi ve Dinlenme Evleri Vakfı bünyesine geçti. Derneğin tasfiyesi döneminde de İTO’da çeşitli tartışmalar yaşandı hatta olay mahkemeye kadar taşındı. Eski Başkan Mehmet Yıldırım zamanında hastane için 200 bin TL ve şimdiki Başkan Murat Yalçıntaş zamanında ise 800 bin TL olmak üzere 1 milyon TL yardım yapıldı. Konuşulanlara göre, tam bir karadelik haline gelen ve ciddi şekilde zarar etmeyi sürdüren hastaneye, odadaki yeni yönetim kurulu, bir ay önce avans hesabından 1 milyon 300 bin TL aktardı. Ancak, belirtilenlere göre hastanenin 4 milyon TL’ye daha ihtiyacı var.


İTO Vakfı’na devretme niyeti var


Kasasında 90 milyon TL civarında para olduğu söylenen İTO’nun 11 haziranda yapılan meclis toplantısında hastaneye 5 milyon TL verilmesi gerektiği, aksi takdirde hacizlerin başlayacağı gündeme geldi. Ancak bazı üyeler, yeterli sayının olmadığını belirterek itiraz etti. Bu gelişme üzerine İTO Başkanı Murat Yalçıntaş, yönetim kurulu üyeleriyle bir toplantı yaptı. İTO yönetimi bir sonraki Meclis toplantısını beklemeden, Meclis’i, 30 haziranda yani geçen salı günü olağanüstü toplantıya çağırdı. Olağanüstü toplantıda kararın çıkarılması isteniyordu. Ancak birkaç üye, 257 üyeli mecliste 30-40 kişi bulunduğunu, çoğunluğun olmaması nedeniyle böyle bir kararın alınamayacağını belirterek itiraz etti. Bu itiraza Meclis üyelerinin pek çoğunun da tepki gösterdiği belirtiliyor. Şimdilik, karar alınabilmiş değil. Öte yandan, kulislerde İTO yönetiminin, bugünlerde hastaneyi İTO Vakfı’na devrederek, İTO Üniversitesi ile birlikte yönetmek ve yardımları da kendi vakfı kanalıyla yapmak formülü üzerinde durduğu konuşuluyor.

* * *
İTO’nun Zarifi Köşkü hayali suya düştü
İTO, Osmanlı döneminde imparatorluğa borç veren ünlü bankerler arasında anılan Yorgo Zarifi’nin Tarabya’daki köşkünü, sosyal tesis haline getirme hayali suya düşüyormuş. İTO, üyelerinin kullanımına yönelik olarak Kandilli Cemile Sultan Korusu içinde bir sosyal tesise sahip. İTO Vakfı, Zarifi Köşkü’nü de 49 yıllığına kiralayarak, Cemile Sultan’a ek olarak Avrupa Yakası’nda da bir tesisle üyelerine hizmet vermek niyetindeydi. Zarifi Köşkü, Yorgo Zarifi’nin ölümünden sonra varislerine geçti, varisler de köşkü bir şirkete sattı. Ancak, burayı alan şirket borçlarını ödeyemeyince köşk Milli Emlak’a geçti. Buranın 49 yıllığına kullanım hakkını alan İTO, köşkün restorasyonu için bir proje hazırlattı. Söylenenlere göre, İTO bakım, onarım ve yenileme yatırımlarını kapsayan projenin hazırlanması için 1 milyon TL’den fazla para harcamış. Ancak, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu, projeye onay vermedi. Projenin onaylatılması için gereken sürenin dolduğu ve harcanan paranın da boşa gittiği belirtiliyor. Zarifi Köşkü’nü geri vermek zorunda kalan İTO’nun köşk hayali de suya düşmüş oldu.

Bu hayalden vazgeçmek zorunda kalan ilk kurum İTO değil. İTO’dan önce 2005’te Zarifi Köşkü’nün 49 yıllığına kullanım hakkını Türkiye Futbol Federasyonu almıştı ve buranın federasyonun merkez binası yapılması planlanıyordu. Ancak, onarım ve yenileme yatırımlarını tamamlayamadığı gerekçesiyle sözleşmesi feshedilmişti. 2004’te ise Maliye Bakanlığı köşk ve yalıların ekonomiye kazandırılması için ihaleye çıkmış, Törem Turizm şirketi Sait Halim Paşa Yalısı ve Zarifi Köşkü için açılan ihaleleri almış ancak gerekli ödemeleri yapmayarak, bu işten vazgeçmişti.