Mart 2010 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mart 2010 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Dünyanın en kârlı işi insan kaçakçılığı

Siyasette irticalen konuşmanın zaman zaman ne kadar kötü sonuçlar doğurabileceğini geçen hafta yakinen gördük. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İngiltere ziyareti sırasında BBC’ye verdiği demeçte, İsveç ve ABD’de son dönemde Ermeni soykırımıyla ilgili yapılan oylamaların Türkiye ile Ermenistan ilişkisinin normalleşme sürecine zarar verdiğini ve Ankara’nın Türkiye’de yasadışı olarak barınan ve çalışan 100 bin Ermeni’ye hoşgörü göstermek zorunda olmadığını ifade etti.
Oylamaların mı yoksa bu açıklamanın mı daha zarar verdiğini tartışmaya bile gerek yok...
Bu arada, kulağımıza gelenlere göre, Avrupa’da bu tür konuların ne kadar hassas olduğunu bilen Dışişleri, özellikle Başbakan’a yazılı notlar vermiş, ancak Başbakan notlara bağlı kalmamayı tercih etmiş.

Sıfır sorun politikasıne ne oldu?

Gayet zor şartlar altında üç kuruş parayla geçinerek hayatta kalmaya çalışan bu insanları sınırdışı etme tehdidini, ne siyasi ne de insani açıdan kabul etmek mümkün değil. Çok sayıda Türk’ün de aynı şeyi yaptığını göz ardı etmemek lazım. Üstelik, komşularla sıfır sorun politikasını mihenk taşı yapmış ve bunu her fırsatta yineleyen bir hükümetin başı olarak Erdoğan’ın bu açıklamaları, insanların aklına 1915’te yaşanan tehcir olaylarını da getirdi ki, konunun en can alıcı noktalarından biri de bu...
Konuşmada geçen 100 bin rakamının ne kadar abartılı olduğu da Erivan merkezli Avrasya Ortaklığı Vakfı’nın açıklamasıyla açıklığa kavuştu.
Tahminlere göre, bu rakam 10-12 bin seviyesinde. Doğaldır ki, değil Türkiye’deki Ermenistanlı göçmen sayısını, toplam göçmen sayısını bile bulmanın imkânı yok. Zaten burada bu insanların kaç kişi oldukları üzerinde değil, yaşadıkları hayatın insani boyutu üzerinde durmak daha doğru...

Türkiye’ye göç dalgası artıyor

Göçmenliği ve genel olarak göç meselesini Türkiye’deki Ermeniler özelinden çıkarırsak, 1990’lardan itibaren Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla ortaya çıkan ülkelerden ve Doğu Avrupa bölgesinden Türkiye’ye doğru bir göç dalgası yaşanıyor. Bu konularda çalışma yapan bir uzmandan aldığımız bilgilere göre, Türkiye’ye sığınma ve göçmenlik başvurularında son yıllarda rekor artış yaşanıyor. Ve bu azalmayacak da...
Türkiye, bölgesinde görece olarak daha fazla refaha sahip, dünya küçüldü, daha fazla haberleşme ve iletişim imkânlarıyla insanlar farklı hayatları görebiliyor. Kendi ülkelerinde ayda 30-40 dolar kazanan bu insanlar, geleceklerini başka ülkelerde arıyorlar. Bu, işin ekonomik boyutu...
Buna paralel olarak, dünyada bir de sığınma hareketleri var. Özellikle Somali, Irak gibi devletin bireyi koruyamaz hale geldiği, şiddetin sınır tanımadığı, kanın oluk oluk aktığı ülkelerden gelen korunma talepleri oluyor. Dünya nüfusunun yüzde 20‘si dünyadaki zenginliğin yüzde 80’inden faydalanırken, açlık, işsizlik, etnik ve dini çatışmalar nedeniyle yapılan göçler sırasında her yıl binlerce insan sularda boğuluyor veya sınırlar arasında sıkışıp kalıyor. Birleşmiş Milletler rakamlarına göre, son birkaç yılda 5 milyon Iraklı ülkesini terk etmek zorunda kalmış.

40-50 milyar dolarlık bir sektör

Gerek ekonomik sebeplerle, gerek korunma sebebiyle geleceğini başka yerlerde aramak zorunda kalan insanlar ister istemez kaçak göç trafiğini elinde tutanların avı haline geliyor. Uluslararası çeşitli kuruluşların rakamlarına göre, dünya genelinde her yıl 700 bin ile 2 milyon kişi, insan tacirlerinin eline düşüyor. Literatürde, bu işin bir de adı var “criminal industry” yani suç endüstrisi. Avrupa Konseyi’nin rakamlarına göre, insan ticaretinden elde edilen yıllık rakam 40 ile 50 milyar dolar arasında.
Uzmanın verdiği bilgilere göre, daha önce uyuşturucu ve silah kaçakçılığı yapanlar artık insan da kaçırıyor.

Silah kaçıranlar, insan kaçırıyor

Uyuşturucu kaçakçılığının cezaları çok fazla, insan kaçakçılığı ile ilgili mevzuat yeni yeni oluşuyor. O nedenle insan kaçırmak hem çok daha kârlı hem de yakalandığınızda cezası çok daha düşük. Şimdilik ağırlıklı olarak mafya türü örgütler bu işin içinde. Bu insanlık dramının bir başka boyutu da kaçma yöntemiyle ilgili. Sığınma talebi olan yani uluslararası koruma haklarına sahip kişilerle diğer göçmenler aynı tekneyle, aynı yollarla kaçıyor. Koruma hakkı olanlar kimi zaman bu haklarına sahip olamıyor ve böyle sakıncalı sonuçlar ortaya çıkıyor. Sınırları ve göçü çok iyi yönetmek ve aynı zamanda bunu yönetirken insan hakları kavramlarına riayet etmek gerekiyor.

Çalışma izni almak çok zor

Göçe hep olumsuz da bakmamak lazım. Farklı kültürler birarada yaşıyor, birbirlerinin kültürlerinden birşeyler öğreniyorlar. Ekonomiye katkısını da yadsımamak gerek, Ermenistanlılar gibi, Azeriler, Gürcüler, Özbekler, Moldovyalılar, Romenler ağırlıklı olarak hizmet sektöründe çalışıyorlar. Ev içi işler kadınlar için çok ideal, hasta, yaşlı ve çocuk bakımı gibi işlerle uğraşıyorlar. Erkekler ise tekstil atölyelerinde ve inşaat işlerinde çalışıyor. Rusça bilenler Laleli ve Osmanbey gibi bavul ticaretinin yoğun olduğu yerlerde tezgahtarlık yapıyor. Bu durum, bu insanlara olan talebin de bir göstergesi. En yüksek maaşı ayda 1000 dolar ortalamayla tezgahtarlık yapanlar kazanıyor. Aylık ortalama maaş 500 dolar. Ancak, bu altı hatta yedi gün 24 saat birinin hizmetinde olmayı kapsıyor. İşverenlerine bir anlamda bağımlılar. Bu şekilde çalışanların neredeyse hepsi, kazandıkları paranın önemli bir kısmını ülkelerine gönderiyor.
Firmaların, yanlarında kaçak çalışanlara çalışma izni alması ise neredeyse imkânsız. Yasa var ancak pratikte bu iznin alınması pek mümkün değil. Ancak, “Yaradılanı yaradandan ötürü seviyorsak” göçmen sorununda teknik sorunlar teferruat olur.

Bilişim sektörüne mühendis devşiriyoruz

Türkiye Bilişim Vakfı’nın (TBV) 15’inci yılı vesilesiyle vakıf yöneticileri ve bir grup gazeteci Başkan Faruk Eczacıbaşı’nın evine davetliydik. Galata Kulesi’nin hemen yanı başında en az Galata Kulesi kadar muhteşem manzaraya sahip altı katlı bina için sadece ev demek yanlış olur. Çünkü, burası bir müze ev. Yoktan var edilmiş gerçek bir modern sanat müzesi de diyebiliriz. Bu sanatla içiçe atmosferdeki konumuz ağırlıklı olarak TBV’nin kuruluşu, Türkiye’de internet ve bilişim kültürünün nasıl oluşmaya başladığı ve gündemlerinde şu sıralar neler olduğu ile ilgiliydi.

Vakfı ‘kayıp’ yıllarda kurduk

Vakfı kurmaya karar verdikleri dönemin ekonomik kriz dönemine denk geldiğini ve internetin dünyada konuşulmaya başlandığı dönemlerde Türkiye’nin kısır ülke gündemleriyle uğraştığını söyleyen Eczacıbaşı, o günleri şöyle anlatıyor: “Koalisyonlar devriydi. Türkiye’de interneti bilen kimse yoktu, çok az kişi biliyordu. Biz başka şeyler konuşmak istiyorduk ama kısır gündeme takıldı kaldı. Müthiş gelişmeler oluyor, internet diye bir şey çıktı. Faydalı olduğunu biliyorduk. Duyurmamız gerekiyordu, Ankara’ya anlatmamız lazımdı ve Mayıs 1995’te Vakfı kurduk. 1990’lar kayıp yıllardı. Ekonomideki verimsizlik ve savurganlık had safhadaydı. Arka arkaya iki ağır devalüasyon yaşandı, çok sayıda işletme iflas etti, pek çok kalifiye insan işsiz kaldı.”
Nisan 1995’te 1 milyon liralık banknotların piyasaya çıktığını ve vakfı kurmaya karar verdiklerinde ekonominin tepetaklak aşağıya doğru gittiğini belirten Eczacıbaşı, buna karşılık yurtdışında daha yeni ayağa kalkan internetin, arka arkaya yeni ürün ve servisleri piyasaya sürdüğünü, bu servislerin çoğunun daha çok acemice olduğunu ama çok ilgi topladığını ve dünya medyasında yer aldığını kaydederek, “Biz ise hâlâ kısır ülke gündemi ile uğraşıyorduk” dedi.

Sektörde eleman açığı var

Sohbette Türkiye’deki işsizlik sorununa dikkat çeken Eczacıbaşı, “Türkiye’de işsizlik var ama bilişim sektöründe de istihdam açığı var. En yoğun işsizliğin yaşandığı sektörlerin başında bilişim geliyor. Benim açımdan kıdemli insanların işsiz olması daha büyük sorun. Gençler bir şekilde iş buluyor” dedi.

Mühendis devşirme eğitimi

Şirketlerin pek çoğu kriz döneminde eleman alımını ya durdurdu ya da eleman azaltımına gitti. Ancak, bilişim sektöründe bunun tam aksi bir durum var. Sektördeki eleman arayışı hızla artıyor. Firmalar, tecrübeli eleman tercih ederken, başta yazılım uzmanı olmak üzere veri tabanı uzmanı, proje yönetmeni ve iş analisti arayışlarını arttırıyor. Sektörde 250 unvan, 50’ye yakın da meslek grubu var. Kıdemli insanların işsiz olmasının gençlere oranla daha zor olduğunu dile getiren Eczacıbaşı, “Sektörde 100 bin kişiye ihtiyaç var. Bilgisayar mühendisliği bölümünden mezun olanlar sektörün ihtiyacı olan sayının çok altında. İş-Kur ile bir çalışma başlatıyoruz. Diğer mühendislik fakültelerinden mezun olanları 18 aylık bir eğitimden geçirdikten sonra sektöre kazandırmak istiyoruz” dedi. Mühendislik fakültelerinin son iki yılının yoğun olarak mesleki eğitime ayrıldığını dile getiren Eczacıbaşı, “18 aylık süre de buna yakın bir süre. Bu kişilerin mühendislik nosyonu var, matematik biliyor. Bu insanları sektöre devşiriyoruz. Eğitimden geçecek olanlar her yaşta olabilir” dedi.
Türkiye’de girişimci insanlara ihtiyaç olduğuna dikkat çeken Eczacıbaşı, “Türkiye’de girişimci için finansman sorunu yok, finansman modeli sıkıntısı var. Uğraşılırsa sermayenin bulunacağına inanıyorum. Yeni destekleme mekanizmalarına ve yaygınlığa ihtiyaç var” dedi.

Öfke ve işsizliğin biraraya gelmesi tehlikeli

Ezcacıbaşı, toplumlarda öfke ve işsizliğin biraraya gelmesinin korkunç ve tehlikeli sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti. Eczacıbaşı, “Ben Almanları çok iyi tanırım, Alman eğitiminden geçtim. Sanat, edebiyat, felsefe, aydınlanmacılık, ilk iki veya üçte olmuştur her zaman... Benim için en ilerici en progresive ülke oldu, Luther’den, Protestanlık’tan başladı. Almanya faşist olamaz diye düşünülmesi lazım, Karl Max Almanya’dan çıktı. Neden faşist oldu? Bence iki nedeni var, işsizlik ve Birinci Dünya Savaşı’nı kaybetmenin verdiği öfke... Öfke ve işsizlik bu iki unsur biraraya geldiği zaman olabilecek en korkunç şeyler oluyor ve şu anda Türkiye dahil birçok ülkede öfke ve işsizlik birarada...” diyor.

TBV, internet için Beyaz Kitap hazırladı

Eczacıbaşı, internete dayalı bir yaşam düzenine yönelik gerekli yasal düzenlemeler için nasıl bir hukuksal altyapı olması gerektiğini yorumlayan İngilizce ve Türkçe bir Beyaz Kitap hazırladıklarını belirtti. Eczacıbaşı, Türkiye’de ilk kez bir bilişim ansiklopedisi hazırladıklarını, ilk kez bilgisayar bilimleri ve mühendisliği alanında Türkçe akademik makalelerin yer aldığı hakemli dergi hazırladıklarını ifade etti.

AİHM Kararı Kıbrıs’taki Seçimlere Nasıl Yansır?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kuzey Kıbrıs’ta Rumların mülkiyet talepleri konusunda, Kuzey Kıbrıs lehine bir karar alarak, mülk talepleri için kurulan Taşınmaz Mal Komisyonu’nun (TMK) etkin bir iç hukuk yolu olduğuna hükmetti. Bu kararla Kıbrıslı Rumlar, Kuzey Kıbrıs’ta bıraktıkları taşınmaz malları için AİHM’de dava açmadan önce TMK’ya başvuracak.
AİHM, cuma günü açıkladığı bu kararla aynı zamanda, Kuzey Kıbrıs’ta 2005’te şekillenen TMK’yı oluşturan yasaların ve TMK’nın fiili işleyiş biçiminin AİHM içtihatıyla uyumlu olduğu sonucuna da varmış oldu. TMK, artık AİHM nezdinde ve mahkemenin standartlarında bağımsız ve tarafsız bir hukuk organı. AİHM, bu kararla mülkiyet meselelerinde karar vermenin ne kadar güç olduğunu da ortaya koymuş oldu.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, AİHM’in aldığı kararın ardından yaptığı açıklamada, kararın, Kıbrıs sorununun çözümüne eşsiz destek sağladığını belirterek, “Bu zafer uluslararasında yürüttüğümüz doğru politikaların ürünüdür, bunu bu şeklide değerlendirmeliyiz” açıklamasında bulundu. AİHM’nin kararının Türkiye için büyük bir yükten kurtulma anlamına geldiğine dikkat çeken Talat, “Çok büyük bir sorunu aşmış durumdayız. Bundan sonra sorumluluğu Türkiye’ye yükleyemeyecektir. Malın mülkiyetini eski sahibinde tutmak olmayacaktır” dedi.
Şimdi, Kıbrıslı Rumların bugüne kadar açtığı 1500 civarındaki davanın düşmesi bekleniyor. Yani bu karar, 1990’lı yılların başından bu yana Kıbrıslı Rumlar tarafından AİHM’e taşınmış 1500’den fazla dava başvurusu için emsal oluşturuyor.
Bir anlamda, AİHM’de bekleyen dava başvuruları, henüz iç hukuk yolları tüketilmediği gerekçesiyle bundan sonra kabul edilemez ilan edilecek. AİHM’in gerekçeli kararında, Ankara’ya karşı mülkiyet iddiaları olan Kıbrıslı Rumlar ya TMK’ya gidecek ya da Ada’da taraflar arasında siyasi çözümü bekleyecek. AİHM’e dava başvurusunda bulunmak için, kendisine karşı başvuru yapılacak ülkedeki iç hukuk yollarının tüketilmesi gerekiyor.
‘Rüşvet mekanizması’ demişlerdi
Kıbrıslı Rum yetkililer, TMK’yı kurulduğu dönemde, “Rumları rüşvetle satın almak için” yaratılmış bir mekanizma olarak tanımlamış ve Komisyonu kabul etmediklerini söylemişlerdi. TMK, Rum yönetimi vatandaşlarının mülkiyet konusundaki taleplerini dostane çözümle sonuçlandırmak ve Rumların Kuzey’deki mülkiyet iddialarına kesin bir çözüm getirmek amacıyla faaliyet gösteriyor. TMK’nın hükmettiği tazminatların ödenmesinden sonra Rum vatandaşlarının Kuzey Kıbrıs’taki mülkleri üzerinde herhangi bir hak veya yetkileri kalmıyor. TMK’ya bugüne kadar Rumlar tarafından 450’yi aşan başvuru yapıldı. Başvurulardan 100’e yakını dostane çözümle sonuçlandırıldı. TMK, bugüne kadar yaklaşık 40 milyon sterlin tazminat ödeyerek, kamulaştırma yaptı.
2004’te Rumların Annan Planı’na ‘hayır’ demesinin ardından AİHM içinde Kuzey Kıbrıs’ta Rumların mülkiyet sorunları için iç hukuk yolu oluşturma fikri gündeme geldi. Fikri büyük ölçüde benimseyen Mahkeme, Haziran 2004’te Kuzey Kıbrıs’ta Kıbrıslı Rumlar için iç hukuk yolu sürecini başlattı.
Türkiye’nin de bu fikri benimsemesiyle, 2005’te, AİHM’in bir Kıbrıslı Rumun açtığı davayla ilgili kararda yer alan hükümler doğrultusunda ve KKTC yasaları temelinde TMK kuruldu. TMK’nın AİHM standartlarında çalıştığını göstermek amacıyla Avrupa Konseyi’nin eski genel sekreteri Daniel Tarschy ile Avrupa Konseyi’nin eski genel sekreter yardımcısı Hans Christian Krüger, TMK üyeliğine getirildi.
Kararın siyasi etkileri olacak
AİHM’in Kıbrıs’ta yaşanan en temel sorunların başında gelen mülkiyet sorunuyla ilgili bu önemli kararının, muhakkak ki hem Türkiye hem de Kıbrıs Cumhuriyeti tarafında bir etkisi olacak. Karar, Kuzey Kıbrıs’ın lehine alınmış bir karar. Kararın Kuzey Kıbrıs’ta 18 nisanda yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde, hem de Talat’ın adaylığını resmen açıkladığı günlerde gelmesi de bir o kadar ilginç.
AİHM’in bu kararı Kıbrıs Cumhuriyeti’nin TMK ile ilgili iddialarını da çürütmüş oldu. Karar, sadece Ankara tarafından tanınan KKTC’de işlev gören bir hukuk düzeninin varlığının uluslararası hukuk çerçevesinde AİHM tarafından onaylanması açısından önem taşıyor. Kararın Kıbrıs’ta taraflar arasında devam eden müzakerelere yansımalarının olacağı da konuşuluyor.
Nitekim, Cumhurbaşkanı Talat, Güney Kıbrıs lideri Dmitris Hristofyas ile 30 marta kadar müzakereleri sürdüreceğini açıklamıştı. Altı müzakere başlığından mülkiyet, toprak ile güvenlik ve garantiler başlıklarında bugüne kadar hiç ilerleme kaydedilememişti. Bu gelişme, Kuzey Kıbrıs tarafındaki ciddi bir müzakerecinin işini kolaylaştırabilir... Kimi kamuoyu yoklamalarında Derviş Eroğlu’nun gerisinde kalan kimilerinde ise kafa kafaya olan Talat’a, seçim öncesi bu gelişmenin siyaseten ne kadar yarayacağı gelecek günlerde belli olacak...