Haziran 2010 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Haziran 2010 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Sarkozy, Le Monde’u hem sosyalistlere hem Strauss Kahn yandaşlarına kaptırdı

Dünyada siyasetin medyaya müdahalesi, medyanın yaptığı yayınlardan şikâyet etmesi gibi durumlar bir tek Türkiye’de olmuyor. Avrupa’da bunun en aleni hallerini daha önce İtalya’da Berlusconi ile görmüştük ama Fransa’da siyasetin medyaya açık ve bariz müdahalesine ilk kez şahit oluyoruz desek yeridir.

Mali yönden zor duruma düştüğü için ortak arayışına giren Fransa’nın en saygın gazetelerinden Le Monde’un satış süreci pazartesi akşamı son buldu. Le Monde’un düze çıkarılabilmesi için 100 milyon avro gibi bir paraya ihtiyacı var. Gazetenin kontrolünü elinde tutan gazeteciler haftasonu yaptıkları istişareler sonrasında Pierre Bergé, Xavier Niel ve Matthieu Pigasse’dan oluşan üçlü konsorsiyumu yeni patronları olarak belirledi. Bu üçlünün önünü açan süreç, diğer konsorsiyumun yarıştan çekildiğini açıklamasıyla başladı.  


Sarkozy’den salvolar

Hatta bu süreçte Fransa kamuoyunda, Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin Le Monde’un satışına müdahale ettiği, gazeteyi almak isteyen bu grubu safdışı bırakmak için çalıştığı haberleri yer aldı. Bu haberler arasında, Sarkozy’nin Le Monde’un Genel Yayın Yönetmeni Eric Fottorino’yu Elysee Sarayı’na çağırıp, Bergé-Niel-Pigasse üçlüsünden oluşan konsorsiyumla masaya oturulmaması yönünde kulağını çekmesi epey tepki topladı. Ana muhalefetteki Sosyalistlerin basın özgürlüğüne müdahale etmekle suçladığı Sarkozy’nin, gazetenin bu üçlüye satılması halinde Le Monde’un matbaa yenilemesi için devlet teşviklerinden faydalandırılmayacağı tehdidinde bulunduğu da medyaya yansıyanlar arasında.  

Pigasse, Strauss-Kahn’ın eski danışmanı

Bu konsorsiyumun Sarkozy’nin böylesine tepkisine mazhar olmasının altında yatan en büyük sebeplerin başında bu üç işadamının da Sarkozy’nin rakibi Sosyalist Parti’ye yakın olması geliyor. Sarkozy’nin vetosuna rağmen gazeteye sahip olan isimler arasında, 2012 seçimlerinde en tehlikeli rakibi olması beklenen IMF Başkanı Dominique Strauss-Kahn’ın eski danışmanı Mathieu Pigasse yer alıyor. Pigasse, özel bankacılıkta uzman Lazard Frères bankasının en tepesindeki isim. Pigasse, Strauss-Kahn’ın ekonomi bakanı olduğu dönemde bürokrat olarak görev yapmıştı. Pigasse’ın, geçmiş dönemde yine Sosyalist Partili Başbakan Laurent Fabius ile de çalışmışlığı var.

Diğer ortaklardan geçen yıl ölen moda tasarımcısı Yves Saint Laurent’nin iş ortağı ve sevgilisi Pierre Bergé’nin merhum Cumhurbaşkanı Mitterand ve Sosyalist Parti’ye olan yakınlığı biliniyor. Sol görüşlü Bergé, 2012 seçimlerinde Sarkozy’ye rakip olası adaylara yakınlığıyla tanınıyor. Bergé, 2007 seçimlerinde Sarkozy’nin Sosyalist rakibi Segolène Royal’in kampanyasına mali destekte bulunmuştu.

Sarkozy’nin bir diğer sıkı muhalifi olan Xavier Niel ise yaklaşık 2 milyar avroluk şahsi serveti bulunan bir telekomünikasyon devine sahip. Servetini Fransa’da internetin öncüsü olarak bilinen minitelde erotik servislerden kazandığı parayla elde etmiş. Free adlı genişbant hizmetleri veren şirketin sahibi olan Niel, Sarkozy’nin itirazı yüzünden ülkenin dördüncü mobil iletişim lisansını alamamıştı. Sarkozy’nin sosyalist işadamlarını engelleme girişimi boşa çıktı, gazete çalışanları bu kararla Sarkozy’ye resmen rest çekmiş oldu. Belki müdahale etmese, bu kadar tepki toplamayacaktı. Bu tavrıyla gazeteyi hem en büyük siyasi rakibi Sosyalist Parti’ye yakın hem de 2012 seçimlerinde olası en büyük rakibi Strauss-Kahn’a yakın işadamlarına kaptırdı. Fransa’da yapılan son kamuoyu araştırmalarına göre, ülkedeki kanaat önderlerinin yüzde 56’sı IMF Başkanı Strauss-Kahn’ın gelecek seçimleri kazanacağı görüşünde birleşiyor.

‘Türk düşmanlığı’ ve ayakta alkışlanan Yorgo Dalaras

Hayatta bazı şeyler nasıl görmek isterseniz, gözünüze öyle görünür. Gözünü kırpmadan adam öldüren bir katilden kahraman, kendi evindeki sorunları çözmeden başkalarının sorunlarını çözmeye kalkışan bir politikacıdan dünya lideri yaratabilirsiniz, ama şiddet ve baskı olmasın diyen, özgürlüklerden bahseden bir sanatçıyı da bir faşist olarak görebilirsiniz. Yunan müziğinin dünyaca ünlü ismi İzmirli Yorgo Dalaras, Türkiye kamuoyunda böyle bir duruma maruz kalmış “Türk düşmanı” yaftası üzerine yapıştırılmış bir kişi.
Üç yıllık bir rötarın ardından İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV) organizasyonuyla nihayet İstanbul’a geldi ve cumartesi gecesi Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi’nde muhteşem bir konser verdi. Üç yıl önce hakkında epeyce karalama, aşağılama ve hakaret içerikli yazıların yazılmasının ardından Dalaras, Türkiye’de onu bu kadar çok seven ve hasretle bu konseri bekleyen bir kitleyi herhalde beklemiyordu. Dalaras hayranlarının yanı sıra konseri Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış ile Ajda Pekkan’ın birlikte izlemesi, TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Murat Mercan’ın da konserin sonuna kadar kalması dikkat çekiciydi.


Dalaras nasıl milliyetçi oldu?

Bundan tam üç yıl önce Dalaras, Ekümenik Patrik Bartholomeos tarafından, Genç Rum Ortodokslar etkinliği kapsamında İstanbul’a davet edilmiş, Rumeli Hisarı’nda bir konser vermesi planlanmıştı. Ancak, İstanbul Valiliği, gerekli evrakların tamamlanmadığını gerçekçe göstermiş, hatta “izin vermediğimiz halde gelirse herhangi bir gösteri ve protesto durumunda güvenliğini sağlayamayız” gibi açıklamalar yapılarak aba altında sopa gösterilmişti. Tabii, kendi yaptıklarının da milliyetçilik olduğunun farkına varmayan kalemler de boş durmamış, Dalaras’ı milliyetçi diye yerden yere vurmuştu. Öyle ya sadece Türklerin milliyetçi olma hakkı var.
Dalaras’ı “persona non grata” yapan, “azılı bir Türk düşmanı, rezil bir Rum” haline getiren olaylarda Dalaras’ın Kıbrıs Rum Kesimi’nde Türk ordusunun Ada’yı terk etmesine yönelik verdiği konserler başta geliyor. Dalaras, Türk ordusunun Ada’da işgalci konumda olduğunu söyleyen ne ilk ne de en son kişi. Türkiye’de kendisine yönelik çıkan yüksek seslerin esas sebebi Yunanistan’da Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılması için kurulan bir komitede yer alması, Öcalan’a Özgürlük yürüyüşlerine katılması...


Bir tek kendime düşman olabilirim

Kısa bir süre önce Yorgo Kırbaki’ye verdiği röportajda, “Ben olsa olsa bir tek kendime düşman olabilirim. Düşünce özgürlüğüne inanıyorum. İnsanların bağımsız olmalarına inanıyorum. Baskıcı rejimleri beğenmiyorum. Şiddet yoluyla başka görüşlerin kabul ettirilmesini de beğenmiyorum. Bu bazen yanlış anlaşılıyor” demişti.
11 kişilik orkestrasıyla sahne alan Dalaras, onur konuğu Zülfü Livaneli’nin Leylim Ley ile Yiğidim Aslanım Burda Yatarıyor şarkılarını Yunanca okudu. Dalaras, konserin sonlarına doğru sahneye davet ettiği Livaneli ile Kardeşin Duymaz Eloğlu Duyar şarkısını ise birlikte söyledi. “İstanbul tüm Yunanlılar için ve ailesi İzmir kökenli biri için efsanevi bir yerdir. İstanbul ile aramızda bir mıknatıs var. Hem sanki o bizi çağırıyor hem de biz içimizden gitmek istiyoruz” diyen bir sanatçıya İstanbul, geçen gece geçmişte yaşanan tüm olumsuzlukları unutturan bu cümlelere yaraşır bir ev sahipliği yaptı.