Haziran 2009 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Haziran 2009 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Berkarda’nın ticari değeri(!) mahkemelik

İstanbul Üniversitesi rektörlüğü yaptığı yıllarda üniversitede estirdiği terör havası, türban yasağıyla ilgili baskıları ve açtırdığı soruşturmalarla zihinlerde kalan, daha sonra Ergenekon soruşturması kapsamında tutuksuz yargılanan Şener Eruygur’un kurduğu Cumhuriyet Çalışma Grubu’na bağlı olarak faaliyet gösteren Ulusal Birlik Hareketi’nin başına geçen Prof. Dr. Bülent Berkarda’nın ismi şimdi çok daha başka bir nedenle yargı gündeminde. Aslında onkoloji alanında uzman olan ancak, son yıllarda ulusalcı kimliği ile ön plana çıkan ve soruşturma kapsamında herhangi bir işlem görmese de, Ergenekon savcılarının geçtiğimiz günlerde para trafiğine bakılmasını istediği isimlerden biri olan Berkarda, “iyi ününden haksız kazanç” elde ettikleri ve bu adın ticari olarak kullanılmaması gerekçesiyle tam bir yıl önce Berkarda Koçluk Eğitim Danışmanlık şirketine 50 bin TL tutarında tazminat davası açtı.

Berkarda’nın dava gerekçesi, Berkarda soyadının kendi ailelerine ait olduğu ve başka hiç kimse tarafından kullanılamayacağı yönünde. Bir yıldır devam eden dava süreci, şu anda Yargıtay’da.

Berk Arda ismi şirketin sahibi Canan Gök’ün oğlunun adı. Şirketi 2006’da kurduklarında, oğullarının ismini vermek istemişler. Haziran 2008’de ellerine gelen tebligatla, Prof. Dr. Bülent Berkarda’nın kendilerine markanın iptali için yüklü bir tazminat davası açtığını öğrenmişler. Ardından iki ayrı bilirkişi raporu yazılmış. İlk bilirkişi, şirketin sahiplerinin lehine bir rapor yazmış. Ancak, bu rapora Prof. Berkarda’nın avukatları itiraz etmiş ve hukukçu bir bilirkişi talep etmiş. İkinci bilirkişi durumu medeni hukuk açısından yorumlamış. Tabii, Türkiye’de şu ana kadar böyle bir davanın eşi benzeri olmadığını da belirtelim. İkinci bilirkişi doğal olarak örnekleri ABD ve Avrupa’dan almış ancak, burada verilen örneklerin hepsi de ismin kötüye kullanımı, şöhretli bir kişinin adının arkasına gizlenerek haksız kar elde etme ya da haksız ün sağlamaya yönelik örnekler olmuş. İşin ilginci, raporda verilen bu örneklerle ilgili davaların nasıl sonuçlandığına dair bir bilgi de yer almamış.

Şirketin savunmaya temel oluşturan iddiası da zaten, “burası bir tıp laboratuarı ya da onkolojiyle ilgili araştırma yapan bir yer değil, koçluk, insan kaynakları, stres yönetimi gibi tamamen iş dünyasına yönelik olarak sunulan hizmetler veren bir yer” şeklinde.
Şirket, dava süreci devam ederken, “markanın tehdit altında olduğunu” düşündüğünden şirketin isminin tescili için Türk Patent Enstitüsü’ne başvurmuş. Ardından Prof. Berkarda da, aynı başvuruda bulunmuş. Bu arada, avukatlar “Patent Enstitüsü’nün kararını bekleyelim” deseler de, süreç durdurulmuş. Bu arada, Prof. Berkarda’nın daha önce isim tescili ile ilgili herhangi bir başvurusunun olmadığı belirtiliyor. Şimdi dava Yargıtay’da, ancak orada da bir sorun var çünkü dava Asliye Mahkemesi’nde görülüyor. Bu tür davaların Fikri ve Sinai Haklar Mahkemesi’nde görülmesi gerektiği kaydediliyor. Şirket, yargı süreci sonuçlanana kadar Berk ve Arda’nın arasına tire koyarak ismini kullanıyor.

Buna benzer bir durum, daha önce İspanyol kadın hazır giyim devi Zara ile uzun yıllardır halkla ilişkiler alanında faaliyet gösteren Necla Zarakol arasında yaşanmış, Necla Hanım’ın Zarakol unvanını tescil ettirmek istemesiyle dava süreci başlamıştı. Zara, “ünümü kullanarak, haksız rekabet oluşturuyor” gerekçesiyle dava açmış, bunun üzerine Zarakol İletişim de karşı dava açmış, uzun bir dava süreci yaşanmıştı. Genellikle bu tip durumlarda, sorun daha çok isimlerin ticari unvan olarak kullanılmasında değil de, marka olarak tescil ettirilmesinde yaşanıyor. Nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, Berkarda davasının tamamlandığında bu ve benzeri durumlar için örnek oluşturacağı kesin...

Demir Sabancıortak olmadı, ‘For You’ iflas ertelemeye gitti

Aziz Zapsu, Hüsnü Özyeğin ve krizde zor duruma giren Amerikan sigorta devi AIG’in ortak olduğu Türkiye’nin ilk indirimli kozmetik ve kişisel bakım ürünleri zinciri For You, içinde bulunduğu finansal sıkıntıdan çıkamadı ve pazartesi günü, “krize yatırım safhasında yakalandığı için etkilenmesinin yüksek olduğunu, iflas erteleme isteğinin de global krizin etkilerinden kaynaklandığını” açıkladı. İflasın eşiğine gelen şirketler, mahkemeye bir plan sunarak, iflasın ertelenmesini talep edebiliyor. Mahkeme planı olumlu bulursa, iflası erteliyor, alacaklı takiplerini durduruyor ve şirketin mallarını korumaya alıyor. Yeniden yapılanma süreci başlatan şirketin ortakları, böylece “iflas etmek istemiyoruz” diyerek bankaların ve alacaklıların hacizlerinden şimdilik kurtuldu. Aslında, bu iş dünyasında yeni bir durum değil, daha önce Türkiye’nin önde gelen gruplarından Profilo Holding ve Şahinler Holding de bu kararı aldırtmıştı.

BİM’deki başarıyı For You’da gösteremedi


Zapsular, Türkiye’de kamuoyunun çeşitli vesilelerle adını sıkça duyduğu bir aile. Cüneyt Zapsu, Başbakan Erdoğan’ın danışmanı ve en yakınındaki isimlerden biri olarak bilinirken, abisi Aziz Zapsu şirketlerin başında bulunan isim. Ailenin perakende sektöründe bir hayli deneyimli. İki yıl önce hisselerini sattıkları Türkiye’nin mağaza sayısı anlamında en büyük zinciri olan BİM’i kurdular. Satışın ardından yine aynı konsepte A.101 zincirini yaratarak, mağaza sayısını bir yılda 375’e çıkardılar. Ancak, Hüsnü Özyeğin’in sahibi olduğu Fiba Holding şirketlerinin yüzde 20, ABD’li sigorta şirketi AIG’nin yüzde 30,5 ortak olduğu For You’da bu hızlı büyüme modeli işlemedi, şirket içine girdiği krizden bir türlü çıkamadı. Alacak takipleri arttı, şirket yeni kaynak bulamadığı için zorlanmaya başladı. Eylül 2008’de 208 olan mağaza sayısı 100’e indirildi. Bu mağazalar da üç aydır yeni konsept hazırlığı nedeniyle kapalı, hatta söylenenlere göre bir kısmının kiraları bir süredir ödenmiyormuş.

Bu arada, Aziz Zapsu’nun For You ismini önce For You Drostore, daha sonra For You Exstra olarak değiştirip reçetesiz ilaçların da satılacağı bir konsepte dönüştürme hayali de hem eczacılardan gelen tepkiler hem de mevzuat engeli nedeniyle suya düştü. Tabii, tüm bu süreçte ortak arayışları da devam etti.


Sabancı vazgeçti, umutlar tükendi


Gelelim işin perde arkasına... For You’nun içine düştüğü mali sıkıntının ardında, Demir Sabancı ile yapılan ortaklık görüşmelerinin olumsuz sonuçlanması gösteriliyor. Uzun süredir kozmetik ve kişisel bakım ürünleri zinciri kurma niyeti içinde olan Sabancı, Zapsularla ortaklık görüşmeleri yaptı, hatta el sıkışıldı ancak son noktada Sabancı bu işten vazgeçti. Aziz Zapsu, AIG ve Hüsnü Özyeğin’deki hisseleri de devralarak, yeni ortağa satma planı yaptı. Anlatılanlara göre, AIG’nin hisse devri konusunda son anda vazgeçmesiyle, Demir Sabancı ile yapılan pazarlıklar da sonuçlanamadı. Demir Sabancı hisse devirleri gerçekleşmeyince For You zincirini almaktan vazgeçmiş. Bu süreç olumsuz sonuçlanınca Sabancı, Sedes Holding bünyesinde Gratis markasıyla kozmetik ve kişisel bakım ürünleri zinciri yaratarak, pazara giriş yaptı. Gratis’in tanıtımı da haziran ay başında gerçekleştirildi.

Tabii bu satın alma gerçekleşmeyince, biriken borçlar ve alacak takiplerinden bunalan Aziz Zapsu, çareyi iflasın ertelenmesi için mahkemeye başvurmakta bulmuş. Konuşulanlara göre, üç aydır kapalı olan For You’ların mal sahipleri kiralarını alamadıkları gerekçesiyle mahkemeye gitmeye başlamış.

Bu arada, For You bu çıkmaz duruma sokan etkenlerden birinin marketlere ilaç satışının yolunu açacak olan yasanın çıkarılmamış olması da gösteriliyor.


İlk dava 15 eylülde görülecek


Şirket, 1 haziran tarihinde Kadıköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’ne iflasın ertelenmesi talebiyle başvurdu, mahkeme de iflas erteleme talebi ile ilgili olarak tedbir kararı verdi. Şirketin ilk davasının 15 eylül tarihinde görüleceği belirtiliyor.

Mahkemeden tedbir kararı aldıran For You yönetimi, şimdi eylül ayına kadar mahkemeye bir iyileştirme planı sunarak, nihai kararı çıkarmaya çalışacak. Mahkeme, hazırlanan iyileştirme projesini inandırıcı bulmaz ve iflasın ertelenmesi talebini reddederse şirketin iflasına karar verecek.

Bütçe açığını soran TÜSİAD’ın bütçesi açık verir mi?

Türkiye’nin IMF anlaşması biteli bir yıl oldu, bu sürede konu yılan hikâyesine döndü.

Genellikle verilen siyasi içerikli mesajlarla gündem yaratan TÜSİAD’ın bu yılki ilk Yüksek İstişare Konseyi toplantısında bu kez gündem ekonomi oldu ve piyasaların ve iş dünyasının gözü Bodrum’daydı.

Geçen hafta ekonomi gündeminde IMF Başkan Yardımcısı John Lipsky’nin önce Ankara’da ardından Bodrum’da Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ile biraraya gelmesi, bu arada IMF Türkiye Masası Şefi Rachel van Elkan’ın Hazine Müsteşarı İbrahim Çanakçı ile görüşmesi IMF anlaşmasıyla ilgili epeyce spekülasyon yaratılmasına neden oldu.

Başbakan Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde, “IMF’ye mecbur değiliz, IMF olmazsa ölecek miyiz? Gerekirse ‘kusura bakmayın’ deriz. Bizi bu noktaya getirmesinler” açıklamasının ardından ayrıca önem kazanan Bodrum’daki TÜSİAD, Babacan, Lipsky buluşması, her köşede “IMF anlaşması imzalanıyor mu” sorusunu gündeme getirdi.

Hatta, hükümetin IMF ile 18 ay süreyle 15 milyar dolarlık bir anlaşma yaptığının yayılması geçen hafta borsanın ‘coşmasına’ yetti.

“IMF anlaşmasında sona gelindi” kulisleri patronlar arasında da yayılmaya başlayınca, YİK toplantısı önce yapılan kokteylde, yüzler gülmeye, kadehler kalkmaya başladı.

15 milyar doların beklentileri karşılamayacağı söylense de, önümüzdeki haftalarda bir anlaşma olabileceği düşünüldü. Ancak, TÜSİAD’ın Yüksek İstişare Konseyi toplantısının ardından yapılan dört saatlik Babacan-Lipsky görüşmesinden sonra yine sorular yanıtsız kaldı. Yapılan açıklama, “önümüzde günlerde temaslara devam edeceğiz”den öteye gitmedi.


İş dünyasından Babacan’a destek


Ama TÜSİAD toplantısı, Bodrum’da pek rastlanmayan bir buluşmaya zemin yaratmış oldu. Bu aynı zamanda, patronların Ekonominin Koordinasyonundan Sorumlu Devlet Bakanı Babacan’a destek verildiğini de gösterdi.

Babacan, TÜSİAD Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ’ın ve YİK Başkanı Mustafa Koç’un taleplerini dinledi, patronlardan reformlarla ilgili destek istedi ve yeni program hazırlanırken iş dünyasının görüşlerinin de dikkate alınacağının sinyallerini verdi.


TÜSİAD kesenin ağzını açtı


Bu yılın ilk YİK toplantısını Bodrum’un en pahalı ve lüks otelinde yapan TÜSİAD, Bodrum’a da hareketlilik getirdi. Geçen yıl bütçesi açık verdiği için üyeleri tarafından eleştirilen ve daha fazla tasarruf etmesi gerektiği söylenen TÜSİAD, IMF Başkan Yardımcısı John Lipsky ve Dünya Bankası Başkan Yardımcısı Ngozi-Okonjo Iweala için kesenin ağzını açtı.

YİK toplantısının yapıldığı yer Bodrum olunca, katılım da yüksek oldu. Patronların yatları ve özel uçakları ile geldiği Bodrum’daki Kempinski Barbaros Bay’da otelde boş oda kalmadı, üyelerin bir kısmı yakındaki başka otellerde rezervasyon yaptırdı. Kempinski’de kral dairesinin bir geceliği 5000-6000 avro, suitler ise 1500 avroymuş.

TÜSİAD’ın Lipsky’yi Kempinski’de ağırlama tercihi, bu yılki bütçeye de zarar verecektir. Ocak ayında yapılan TÜSİAD Genel Kurulu’nda 2007 bütçesinin fazla verdiği, ancak krizin yaşandığı 2008’de kurlardaki ani değişiklikler nedeniyle bütçenin 484 bin TL açık verdiği kaydedilmişti.

Krizle birlikte 17 bin TL olan aidat ücreti de 19 bin 500 TL’ye çıkarılmıştı. Bütçenin bu yıl tutturulabilmesi için üyelik aidatlarının düzenli şekilde tahsil ediliyor olması lazım. Toplantıda, Babacan’a hem Koç hem de Yalçındağ konuşmalarında bütçe açığının nasıl finanse edileceğini sordu. Teşvik ve istihdam paketi açıklandığında da TÜSİAD, paketin bütçedeki açığı arttıracağına ilişkin uyarıda bulunmuştu.

Şimdi soru şu: Bütçe açığı konusuna bu kadar hassasiyetle yaklaşan TÜSİAD’ın bütçesi bu yıl açık verecek mi? Derneklerde paranın geldiği yer üyelerin ödedikleri aidatlar. Ocak itibariyle 578 üyeye sahip TÜSİAD’da üyelerden aidat alınması konusunda sıkıntı yaşanırsa, bütçede önemli bir belirsizlik yaşanacak belki de patronların üye olduğu derneğin bütçesi iki yıl üst üste açık verecek.

Krizde 20 ülke gezdi, yeni projeler yarattı

Küresel kriz, tüm dünyayı mevcut iş yapma modellerini yeniden gözden geçirmeye ve krizin yarattığı değişime hazırlanmaya itti. Özellikle gayrımenkul sektöründe ne yaparsam satarım anlayışı da artık sona erecek gibi görünüyor. Bu değişimle ilgili kafa yoranlardan biri de İnanlar İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Serdar İnan. Krizin başladığı dönemden bu yana 20 ülkeyi gezen ve buralarda incelemelerde bulunan İnan, bu sürede üç ülkede de temsilcilik açmış.

2005 ve 2006 yıllarının gayrımenkul sektörünün tavan yaptığı yıllar olduğunu ve özellikle 2007’de çok fazla proje üretildiğini kaydeden İnan, “2008’de de kriz yaşandı. Gayrımenkul pazarı krizlerde ilk bozulur, en son düzelir. 2007’de biz elimizdeki tüm projeleri bitirmiştik. 2008’de yeni işe girmedik. Ama şimdi yedi projeye birden start veriyoruz” dedi.


Bazı şeyler güvenliğin önüne geçecek


Artık etkileşim çağının başladığını ve bu dönemin mimari yapılarını yapmanın kime nasip olacağının şimdilik bilinmediğini kaydeden İnan, “Umarım bu Türkiye’ye nasip olur. Bundan sonra binalar daha insani olacak, insanı daha çok mutlu edecek yapılar inşa edilecek. Çünkü böyle bir gereksinim var. Toplumda şu anda güvenlik çok önemli. İnsanlar çok iyi bir şey yaptığını sanarak site denen gettolarda yaşıyor. Şu anda bu projeler satıyor ama gelecekte bazı şeyler güvenliğin önüne geçecek” dedi. Şu anda Türkiye’de oluşan konut fazlası şu anda 100 bin adet olduğunu belirten İnan, özellikle İstanbul’da oluşan konut stoku fazlasının dış mahallelerde gerçekleştiğine dikkat çekiyor. İnan, “Şu anda İstanbul’da konut üretilmesine gerek yok” dedi. Birçok kişinin krize yarı yolda yakalandığını söyleyen İnan, bu yüzden sektörde çok fazla indirimli proje satışı yapıldığını vurguladı.

İstanbul’a kademeli olarak ve 25 milyon nüfusa göre imar planı yapılması gerektiğini belirten İnan, “İstanbul’a şu anki haliyle en fazla 8 milyon kişi yerleştirilebilir. Ormanlarda 0,5 imar planı çıkarmak lazım. Ormanları denetimli olarak imara açarak ormanları yaşanan yerler haline getirmek mümkün. O zaman şehir içindeki yoğunluk da azalır” dedi.


Ekolojik projelere başlıyor


Yeni projeleri kapsamında Akfırat ve Güzelce’de ekolojik projeler yapacaklarını dile getiren İnan, şöyle devam etti: “Bu projelerde dış cepheler özel bir camla kaplanacak. Binalar güneş enerjisi ile ilkbahar ve sonbaharda başka yakıt kullanmadan kendi ısıtmasını kendi yapacak. Binalar kendi elektriğini kendi üretecek. Bunların yanı sıra Fatih, Merter, Kartal ve Zekeriyaköy’de de konut projeleri planlıyoruz. Bu arada Edin Grubu ile Balmumcu’dai Aşçıoğlu ile de Fulya’da ortak yeni projeler yapacağız. Antalya Kundu’da bir projemiz var ama onu beklemeye aldık. Bu Batı Avrupalı ve Ruslara hitap eden bir proje olacak. Ancak küresel kriz nedeniyle onu şimdilik beklemeye aldık. Şartlar düzeldiğinde hayata geçecek.”

Bahreyn, Abu Dabi, Doha, Cidde, Dubai gibi şehirlerin artık yıldızının sönmeye başladığını ifade eden İnan’a göre, İstanbul yıldızı parlayanlar arasında. İstanbul ve Türkiye’nin iyi pazarlanamadığını vurgulayan İnan, “İmar planlarının dış yatırımcılara göre de düzenlenmesi lazım. Birkaç yılda 80 tane fon yöneticisi ile görüştüm.

Talep çok yüksek ama birtakım engeller nedeniyle Türkiye 100 milyar dolarlık bir pastayı kaybetti. Türkiye’nin en büyük kaynağı arsaları, arazileri. Bunları uluslararası firmalara satmanın hiçbir mahsuru yok. Ancak imar durumu ve kat mülkiyeti ile ilgili hukuksal sorunların çözülmesi gerekiyor. TOKİ, gayrımenkul üreten bir yapıdan arasa üreten bir yapıya dönüştürülmeli. Yabancılar bugüne kadar bitmiş projelere ortaklık için geldi ama Türkiye’de arsa üretmek çok zor ve yorucu bir süreç” dedi.

* * *
TÜSİAD genel sekreteri göreve hızlı başladı
TÜSİAD’ın (Türkiye Sanayici ve İşadamları Derneği) 2000 yılından bu yana Ankara Daimi Temsilciliğini yürüten Zafer Ali Yavan geçen yılın sonlarında TÜSİAD genel sekreterliğine atandı ve bu yılın ocak ayında yapılan genel kurul sonrası görevine başladı. Duyduğumuza göre, Yavan yeni görevine epey hızlı başlamış ve TÜSİAD üyelerini tek tek ziyaret ediyormuş. Bazı şehirlerde de TÜSİAD üyeleriyle 10-15 kişilik gruplar halinde toplantılar düzenliyormuş. Yıllardır unutulan TÜSİAD üyeleri bu uygulamaya bir hayli şaşırmış ve kendileri ile ilgilenilmesinden büyük memnuniyet duymuşlar.

TÜSİAD’la ilgili ikinci bir duyum ise TÜSİAD’ın bugüne kadar çeşitli konularda yayınladığı raporlarla ilgili. TÜSİAD, uzun yıllardır gerek siyaset gerek ekonomi gündemini yakından ilgilendiren raporlar yayınlıyor. Bunların kimi kamuoyunda çokça tartışıldı, kimi ise gerek politik çevrelerde ve gerekse bürokraside fazla yankı bulmadı. Gelinen noktada bu raporların daha sofistike bir hale getirilmesi, konuların fazla dağılmamasına dikkat edilecekmiş. Yani bundan sonra hedef, az ve öz rapor yayınlamak. Yine çeşitli üniversitelerle yapılan çalışmaların da, üzerinde daha ciddi çalışılan projeler haline getirilmesi hedefleniyor.

Gerçi henüz konuşmak için çok erken ama daha önce Ferit Şahenk’in başkanlığı istemediği için Arzuhan Doğan Yalçındağ’ın ikinci dönem başkanlığa devam ettiği gündeme gelmişti. Gelinen son durumda, TÜSİAD’a yakın kaynaklar Yalçındağ’dan sonra bu koltuğa kim oturur sorusunun cevabı için iki kişiyi gösteriyor: Ferit Şahenk ve Ali Koç.

* * *
‘Kalbini Sev, Kırmızı Giy’ ve ortadan kaybol
Kalp ve damar hastalıklarına dikkat çekmek için geçtiğimiz aylarda Dünya Kalp Federasyonu’nun yaklaşık 100 ülkede başlattığı “Kalbini Sev Kırmızı Giy” kampanyası Türkiye’de de gerçekleştirildi. Kampanyaya ünlüler de kırmızı kıyafet ve aksesuarları ile destek oldular. Kampanya dahilinde ünlülerin bağışladığı kıyafetler açık artırma www.gittigidiyor.com’dan satıldı ve elde edilen gelirin Türk Kardiyoloji Derneği’ne bağışlanmasına karar verildi. Kampanyaya destek veren ünlüler arasında Tarkan, Ajda Pekkan, Sibel Can, Ebru Gündeş, Beyazıt Öztürk, Hande Yener gibi sanatçıların yanı sıra Mehmet Ali Birand ve Güneri Civaoğlu gibi gazeteciler de yer aldı. Satılan ürünler arasında 910 TL ile en yüksek tutar Tarkan’ın kırmızı şifon gömleğine verilirken, ikinci 520 TL ile Ebru Gündeş’in elbisesi, üçüncü ise 375 TL ile Nil Karaibrahimgil’in elbisesi oldu. Ancak, Türkiye’nin en işlek alışveriş sitesinden açık artırma ile satılan bu eşyalardan biri olan Tarkan’ın kırmızı gömleği elde kalmış. En yüksek teklifi veren kişiden sonra başka teklif çıkmamış, ancak en yüksek teklifi veren kişi ödemeyi yapıp gömleği teslim almamış ve ortadan kaybolmuş. Bu durumda, Tarkan’ın gömleği elde kalmış görünüyor.

Kürtler ‘think tank’lere milyon dolarlar harcıyor

Geçen hafta Genel Enerji’nin 2003’ten bu yana petrol arama ve çıkarma çalışmaları yaptığı Kuzey Irak’tan Kürt petrolünün Kerkük Ceyhan Boru Hattı kanalıyla dünya pazarlarına ulaşması nedeniyle yaptığımız Erbil seyahati, biz gazetecilere bu kadar çok sözü edilen ve bu denli yakın bir coğrafya ile ilgili ne kadar az şey bildiğimizi gösterdi. Yüzyıllardır savaş ve yoksulluk ile boğuşan Irak’ın kuzeyindeki Kürdistan Bölgesel Yönetimi (Kurdistan Regional Government - KRG), şimdi petrolle bu kötü kaderi değiştirmeye çalışıyor. İşin ilginç tarafı, geleceklerini şekillendirirken Kürt yönetiminin özellikle ABD’li think tank kuruluşlarıyla yakın temas halinde olması. Söylenenlere göre, KRG think tank kuruluşlarına ve danışmanlık faaliyetlerine yaklaşık 300 milyon dolar harcıyormuş. KRG’nin danışmanlık şirketi ABD’li Atlantic Counsil, Türkiye ve Irak Kürtleri arasındaki ilişkilerin yol haritasını kısa süre önce Kürt Hükümeti’ne sunmuş. Raporun detayları ortaya çıktıkça, tahminen konu ülkelerin kamuoylarında da tartışmaya açılacak.

En büyük projeler 77 İnşaat’a gidiyor


Sahip olduğu 45 milyar varillik rezervle uluslararası petrol şirketlerinin dikkatini çeken bölge, OPEC verilerine göre günlük ihracatını 1 milyon varile çıkardığında dünyanın 24’üncü büyük petrol ihracatçısı olacak. Şu anda hükümetle saha anlaşması yapan 15 ülkeden 26 şirket mevcut. Bölgede, bankacılık sistemi çok zayıf, hemen hiç gelişmemiş durumda. Petrol dışında bölgenin yeniden inşası için konut, otel, otoyol, iş ve alışveriş merkezi gibi akla gelebilecek her şey gerekli. Zaten şehirdeki şantiye havası hemen fark ediliyor. İnşaatı devam eden birkaç tane otel var. Bunlardan biri de bu yıl bitirilmesi planlanan beş yıldızlı The Park Hotel Kempinsky. Üç dört Çinli şirkette bölgede faaliyette. Otoyol ihaleleri almaya başlamışlar.

Bu anlamda aslında en şanslı olanlar da Türk şirketleri. Şehrin billboardlarında Vestel, Beko gibi Türk markalarının reklamlarını görmek mümkün. İnşaat sektörünün yüzde 75’ini Türk şirketleri oluşturuyor. Bunların bir kısmının MHP kökenli işadamları olduğu da konuşulanlar arasında. Türk şirketlerinin iş hacmi 2 milyar doları aşmış. Yapılan yeni anlaşmalarla birlikte bu rakamın beş yılda 7,5 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Bölgedeki en büyük inşaat işlerini alan şirketlerin başında ise Oyak (Ordu Yardımlaşma Kurumu) var. İş bağlantılarından taşeron firmalar kullanan Oyak’ın sahip olduğu 77 İnşaat ve ortak olduğu bazı şirketlerin Dohuk Havaalanı ile Erbil-Kerkük arasındaki yol yapımı için 200 milyon dolar harcadığı belirtiliyor. Anlatılanlara göre, 77 İnşaat, sadece Kuzey Irak’ta değil, tüm Irak’ta en etkili Türk şirketlerinden biri. 77 İnşaat’ta, Başbakan Neçirvan Barzani ve kardeşi Nihat Barzani’nin ortaklığı olduğu da söyleniyor. Aslında Kuzey Irak’ta iş yapmanın sırrı da bu: Barzani ailesi ile ortak iş yapmak.


16 ülkenin diplomatik temsilciliği var


Bu bölge Irak’ın en güvenli bölgesi. Bölge güvenli ancak yine de buraların Irak toprağı olduğunu unutmamak gerek. Yollarda, şehrin giriş ve çıkışlarında, adım başında mevzilenmiş elleri kalaşnikoflu askerler dikkat çekiyor. Bütün önemli binaların çevresi kalın taş bloklarla çevrili ve binaların dışında yapılan birkaç aramadan sonra içeri girilebiliyor. Tüm bunlar geçmişte bölgeye kanlı eylemler yapmak için gelenleri önlemek için kurulmuştu ama uygulama devam ediyor. Mayıs 2009 verilerine göre 16 ülkenin şu anda Kuzey Irak’ta diplomatik temsilciliği var. KRG’nin dış ilişkiler ofisinden yapılan açıklamaya göre, Avrupa’nın 10 ülkesinde KRG de temsilcilik ofisleri açacakmış. Erbil, dünyaya yeni yeni açılan bir yer olsa da, dünyanın en uzak köşelerinden bile göç almaya başlayan bir kent. Kentte 4000 Çinli, 5000 Filipinli ve Bangladeşli var.


Irak’ın laik yüzü


Bölgedeki yoğun güvenlik, Erbil’de hayatın cıvıl cıvıl hareketli olmasına engel değil. Caddeler gezen, alışveriş yapan, restoranlarda oturan insanlarla dolu. Şehirde rahatlıkla içki içilebilen restoran bulunabiliyor. Yazılı ve görsel medya yeni yeni oluşuyor, ancak çok sayıda özel kanal mevcut. Şehirde zenginler, yabancılar ve işadamları için lüks villalardan oluşan mahalleler yapılıyor. Caddeler kimisi gösterişli kimisi zırhlı jeeplerle dolu. Kadın erkek ilişkileri ve sosyal yaşam rahat, hatta bu durumun Süleymaniye’de Erbil’den daha rahat olduğu belirtiliyor. En olmazsa olmazlardan biri ise, İbrahim Tatlıses. Şehirdeki tüm dükkan, restoran ve arabalarda İbrahim Tatlıses çalınıyor, şehirde gezerken onun sesini duymadan bir yerden bir yere gitmek imkansız. Bir taksiciye nedir bu Tatlıses sevgisi diyoruz, “Erbil İbrahim Tatlıses dinler” diyor.

Kürt Bölgesi’nin nüfusu ile ilgili ise farklı rivayetler mevcut. Kaç kişiye sorduysak, hep farklı cevaplar aldık. 4.5 milyon diyen de var, 6 milyon diyen de. Acil olarak bir nüfus sayımına gidilmesine ihtiyaç var. Kürtler hâlihazırda Irak merkezî hükümetinden petrol gelirlerinin yüzde 17’sini alıyor. Bu Kürt bölgesinin nüfusuna göre ortaya çıkarılmış bir rakam. Nüfus sayımı bu oranla ilgili dengeleri değiştirecek olması açısından önemli.


Erbil Kalesi dünya mirası listesinde


Bölgede güvenliğin iyiye gitmesi ile birlikte turizmde de canlanma başlamış. En çok rağbet Irak’ın diğer bölgelerinde yaşayanlardan gelse de, ABD, Avustralya gibi ülkelerden de turistler geliyor. Ziyaret edilen yerlerin başında da kentin sahip olduğu en önemli eser olan ve geçmişi milattan 3000 yıl önceye dayanan Erbil Kalesi var. Bundan birkaç yıl önceye kadar kalenin içinde kurulmuş olan mahallelerde yaşam devam ediyormuş. Ancak, UNESCO’nun kaleyi ve içindeki yapıları Dünya Mirası listesine almasının ardından, Kürt Hükümeti burada yaşayanları başka bir bölgeye taşımış, restorasyon çalışmalarına yakında başlayacak.


Kuzey Irak’ı da kapsama alanına almak istiyor


Kuzey Irak’ta geçen dönemde üç yeni GSM lisansı için açılan ihaleyi Korek, AsiaCell ve Kuwait MTC kazandı. İhale gereği, lisans başına fiyat 1.250 milyar dolar olarak belirlendi. Bu paraların ödenmesi için GSM şirketlerine süre verildi, iki şirket yabancı ortak bulurken, Barzani ailesinin sahibi olduğu Korek şirketi Turkcell ile ortaklık görüşmeleri yapmaya başladı. Söylenenlere göre pazarlık ise şöyle sürdü: Şirketin yüzde 37’si için 600 milyon dolar istediler, Karamehmet’in şirketi Turkcell, yüzde 51’ine 1,1 milyar dolar veririm ama yönetimi alırım dedi. Bu teklif reddedilse de, bir süre sonra pazarlık yeniden başladı. Karamehmet, en son şirketin yüzde 50’si için teklif edilen 800 milyon dolar üzerinden sürüyor.