Ekim 2009 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ekim 2009 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Anadolu Grubu’nda ikinci kuşak çatışması

Bundan 60 yıl önce Kamil Yazıcı ve İzzet Özilhan tarafından kurulan Anadolu Endüstri Holding, geçtiğimiz hafta Yazıcı ailesinin ikinci kuşak üyelerinden Osman Yazıcı’nın bazı gazetecilere verdiği röportajlar nedeniyle biraz karıştı desek yeridir. Osman Yazıcı, Kamil Yazıcı’nın kardeşi Nuri Yazıcı’nın dört oğlundan biri. Osman Yazıcı’nın anlattığına göre, kendisi 2001 yılında geçirdiği bir kalp krizi sonrası ara verdiği iş yaşamına kısa süre önce geri döndü. Amacı da, grubu farklı bir platforma taşımak...

Yazıcı’nın niyetleri iyi hoş ancak Holding’den gelen açıklama Yazıcı’nın bu istekleriyle pek uyum göstermiyor. Zira, Anadolu Endüstri Holding’ten gelen açıklamaya göre, Yazıcı’nın Holding’de hiçbir hissesi bulunmuyor, sadece Yazıcılar Holding’te binde 1 hissesi var. Ayrıca, Anadolu Endüstri ve bağlı şirketlerin hiçbirinde görev ve yetkiye sahip değil. Hatta Yazıcı, 15 yıldır Holding’de hiçbir görev almamış durumda.



‘Abank benim sayemde alındı’


Gelelim Yazıcı’nın açıklamalarına... Osman Yazıcı, Anadolu Endüstri Holding’i halka açmak istediğini ancak diğer yönetimin buna taraftar olmadığını, holdingin menfaatine bir iş yaptığını ve bu konuda yine yönetimle konuşup ikna etmeye çalışacağını anlattı.

Yazıcı, “12 yıl önce Efes Pilsen’in üreticisi Erciyes Biracılık’ı ben tek başıma halka açtım. O zamanda yönetim ve aileler bana karşı çıktı. Ben bu girişimimi planlı ve hızlı hamlelerle beni engellemelerine fırsat vermeden gerçekleştirdim. Herkes bana ateş püskürdü, ama birkaç yıl sonra holding bu halka açılmadan sonra büyüdü ve yine benim sayemde tüm bira grubu tek çatı altında birleşti. Bu parayla Abank’ı Doğan Grubu’ndan aldılar. Erciyes’i halka açmasaydık, Banka ayakta duramazdı. Banka çok büyüdü ve talipleri de çıktı. Ancak, benim yokluğumdaki dönemde alınan hatalı kararlar sonucunda banka satılma aşamasına geldi. Ancak, o satış şans eseri BDDK’dan döndü. Bankanın bizde kalmasından çok memnunuz” dedi.



Holding’in yönetimine talip olacak


Yazıcı’nın üzerinden durduğu bir diğer konuda holdingin yönetim kurulu başkanlığı ile ilgili.

Osman Yazıcı’nın Mart 2010’da Anadolu Endüstri Holding’te yönetim kurulu üyeliği başlayacakmış. Ardından da niyeti holdingin yönetim kurulu başkanlığına adaylığını koymak. Yazıcı, bir diğer hedefinin de enerji sektörüne girmek olduğunu, Karadeniz’de durma aşamasına gelen santral girişimlerinin piyasanın güçlenmesiyle birlikte yeniden canlandırılması olduğunu söylüyor. Yazıcı’nın başka iddialı hedefleri de var. Şu ana kadar yurtdışında yapılan yatırımlarını yurtiçine çekmeyi planladığını söyleyen Yazıcı, “Erbakan döneminde ülkenin ve ekonominin gidişatından korktuk ve alkollü içecek grubu başta olmak üzere yatırımları yurtdışında yapmaya başladık. Efes’i yatırımsal anlamda Türkiye’ye geri çekmek en büyük hedefim” diyor.

Gruba yakın kaynaklar, Osman Yazıcı’nın bu tür açıklamaları geçmişte de yaptığını, ancak bu açıklamaların Holding’i kesinlikle bağlamadığını söylüyor. Gelişmeleri izleyip göreceğiz...

Fransa Ermenileri Yozgat'ı anlatıyor

Geçen hafta, bir grup gazeteci Fransa'da Türkiye Mevsimi etkinlikleri kapsamında İstanbul Ticaret Odası'nın, Marsilya Ticaret ve Sanayi Odası ile birlikte Fransa'da gerçekleştirdiği etkinliklere katıldık. Türkiye ve Ermenistan ilişkilerinin normalleşme sürecine girmesi yönünde önemli adımların atıldığı bir dönemde, Marsilya'da diaspora Ermenileri ile biraraya gelmiş olmak da biz gazetecilere farklı bir deneyim yaşattı. Marsilya'da bulunduğumuz beş gün boyunca, çok sayıda Ermeni ile konuşma fırsatı bulduk. Marsilya'da sayıları 85 bini bulan Ermenilerin büyük çoğunluğu Türkiye'den göç etmiş Ermenilerden oluşuyor. Hayatlarında hiç görmedikleri, hiç gitmedikleri Malatya'dan, Yozgat'tan, Tokat'tan, Diyarbakır'dan, Erzurum'dan, "Biz oralıyız" diye bahseden, ama aynı zamanda Türkiye'den gelecek her habere, her adıma oldukça hassas ve temkinli yaklaşan, hala evlerinde Türkçe, hatta Kürtçe konuşan insanlar...

En milliyetçi olanları, "Ben Taşnak zihniyetindeyim" diyenleri bile iki ülke arasındaki sınır kapısının açılmasından, protokollerin yapılmasından yana. "Geçmişte olanlar geçmişte kalmış artık, ama en azından hiç birşey olmadı demesinler" diyecek kadar da sağduyulu. Ama herşeyden önemlisi diasporanın kalesi olarak nitelendirilen fanatik Ermenilerin sayısının ne kadar azaldığına, itiraz eden ve sesi yüksek çıkanların sayısının azaldığına, hem Türkiye'deki değişim sürecine, hem de Ermenistan'ın ortaya koyduğu iradeye saygı duyulduğuna tanık oluyoruz. Ancak, bazı Ermeni işadamları sürecin futbol diplomasisi ile başlamasından rahatsız. Herşey masaya gelmeli ve masada konuşulmalı. Ayrıca, normalleşme ve yakınlaşma sürecine mutlaka soykırımın tanınmasının da dahil edilmesini, önemli ve olmazsa olmaz olarak görüyorlar. Buna rağmen, tartışmayı bu kelimeye odaklamak yerine, acıların paylaşılması ve tabusuz bir yakınlaşmanın gereğine inanıyorlar. 100 yıllık bir sessizliğin ve ilişkisizliğin yarattığı olumsuzluklara rağmen bu dengeyi kurabilmiş olmaları şahit olduğumuz başka bir nokta.

Türkiye'nin gelecek dönemdeki inandırıcılığı çok önemli. Türkiye'nin alacağı ve uygulayacağı kararlara yönelik ciddi bir güvensizlik var. Bu noktada, Türkiye'nin diaspora Ermenilerine göstereceği yakınlık, daha fazla biraraya gelmeyi sağlayacak etkinlikler, zihinlere kazınmış kodların silinmesinde bin anlam kazanabilir. Çünkü onlar, anlaşılmak, anlaşılmak için konuşmak, anlatmak ve o hiç görmedikleri memleketlerini bir gün görebilmenin umudunu taşıyorlar...


* * *

İTO'nun ilk başkanı da bir Ermeni'ydi


İstanbul Ticaret Odası'nın Ermeni meselesine yaklaşımındaki değişimin hızına da şapka çıkarmamak elde değil. Bundan yaklaşık iki yıl önce İTO, Ermeni soykırımı iddialarının asılsız olduğunu ortaya koymak niyetiyle olsa gerek, birkaç kitap çalışması yapmıştı. Bunlardan biri Ermenistan'ın ilk Başbakanı Ovanes Kaçaznuni'nin 1923'te Taşnak Partisi konferansında yaptığı konuşmanın kitaplaştırılarak, dört dilde basılıp onbinlerce adet dağıtılmasıydı. Bu kitabı İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'in oğlu Mehmet Perinçek'in Lenin Kütüphanesi'nde bulup 2005'te yayınladığını da hatırlatalım. Tam o sıralarda Osmanlı arşivlerinde yapılan çalışmalarda fark edildi ki, İstanbul Ticaret Odası'nın ilk Başkanı bir Ermeni. 1880'de Dersaadet Ticaret Odası adıyla kurulan odaya 1897'de ölümüne kadar 18 yıl Aristaki Azaryan başkanlık etti. 19'unun gayrimüslim olduğu İTO'nun 24 kişilik ilk yönetim kurulu, aslında o dönemin hem sosyal hem de ticari durumunu çok iyi anlatıyor. İTO, şimdilerde kuruluş yıllarını ve ilk başkanını anlatan bir kitap hazırlığında. Kitap bitmiş, basılmak üzere matbaaya gönderilmiş. Önümüzdeki günlerde büyük bir lansmanla tanıtımı yapılacakmış.

Onları artık kimse durduramaz

Biri, ailesi 1915 sonrası Muş’tan kalkıp Marsilya’ya gelen ve bugün Ermeni diasporasının kalesi olarak nitelendirilen Marsilya’nın Belediye Başkan Yardımcısı Didier Parakian. Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin partisi UMP’de siyasetçi. Aynı zamanda dünyaca ünlü bir moda markası olan Parakian’ın da sahibi. Diğeri, Türk kamuoyunun yakından tanıdığı, iş dünyasının önde gelen isimlerinden Murat Yalçıntaş. AKP’nin kurucularından olan Yalçıntaş, eğitimi, insan ilişkileri ve siyasi geçmişinin getirdiği tecrübeye sahip bir işinsanı. Türkiye ile Ermenistan ilişkilerinde tarihi bir sürecin yaşandığı bugünlerde, Türk iş dünyasının önde gelen isimlerinden Yalçıntaş ile Ermeni diasporasının önemli bir temsilcisi, barış sürecini geliştirmek için el ele verdi. Yalçıntaş ile Parakian, Ermeni diasporası ile Türkiye’nin yakınlaşması için çok sıkı bir lobi faaliyeti yürütüyor.  


Birlikte Erivan’a gidecekler


Özel hayatlarında da yakın dost olan Yalçıntaş ve Parakian, Türkiye Mevsimi etkinlikleri kapsamında Marsilya’da gerçekleştirilen ve iki tarafın iş dünyasını buluşturan toplantıların ardından bunun bir benzerini 2010’da İstanbul’da, ardından da Erivan’a yapmayı hedefliyor. Konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada Parakian, “Diaspora içinde Türkiye ile yakınlaşmayı istemeyen çevreler, beni namlunun ucuna getirdi. Ancak Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde başlayan yeni süreci kimse durduramaz” derken, Yalçıntaş ise, “Son derece tarihî bir fırsat yakaladık. İşadamları olarak bu sürece elimizden geldiği kadar destek vereceğiz” dedi.  



Türkiye’de çok şey değişti


Türk gazetecilerle biraraya gelen Parakian, futbol diplomasisi ile başlayan ilişkilerin bu aşamaya gelmesinden çok mutlu olduklarını belirterek, şunları söyledi: “Geçen hafta Sarkozy tüm Ermeni diasporası ile biraraya geldi, ben de oradaydım. Türkiye ile ilişkilere diasporanın bir kısmı destek verirken, bir kısmı da bu yakınlaşmaya karşı. Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, vizyon sahibi bir cumhurbaşkanı. O da, ‘Türkiye ile tabusuz konuşmayı öğrenmemiz lazım’ diyor. Soykırım konusu sonradan gelecek ikinci bir aşamadır. Türkiye’de birçok şey çok değişti. Dink cinayeti, futbol diplomasisi... Sanırım, artık iki ülke yeterince olgunlaştı ve ilişkilerini bundan sonra resmîleştirebilir.”  



Tarihî açılıma çok yaklaştık


Ermenistan’ın Türkiye’ye sattığından 27 kat fazlasını Türkiye’nin Ermenistan’a sattığını dile getiren Parakian, “Bazı Türk entelektüelleri geçtiğimiz haftalarda buraya özür dilemek için geldi. Marsilya’da 1915 felaketiyle ilgili entelektüeller biraraya geldi. Bu Türk sivil hayatının da ilerleme kaydettiğini gösteriyor. Toplumlarda her zaman radikal milliyetçi insanlar vardır. Gerek Ermenistan’da gerekse Türkiye’de... Bugün tarihî bir açılıma çok yaklaştık. Marsilya Belediye Başkan Yardımcısı olarak, Fransa-Ermenistan Ticaret Odası Başkanı olarak ve Ermeni kökenli bir Fransız vatandaşı olarak bu açılımın gerçekleşmesi için elimden gelen her şeyi yapmaya hazırım. Murat Yalçıntaş değerindeki insanlarla karşılaştığımız zaman beraberce ‘business diplomasisi’ yapmak için elimizden geleni yapıyoruz. Marsilya’ya geldi ve önemli şirket temsilcileri ile onları karşıladık. Gelecek yıl ümit ediyorum ki biz de şirket sahiplerini ziyaret ederiz. Daha sonra da karma bir heyetle Erivan’ı ziyaret etmeyi ümit ediyoruz” dedi. Kibele gemisine yapılan protesto gösterileri ile ilgili olarak da, politikanın ayrı, ekonominin ayrı olduğunu ifade eden Parakian, “Avrupa’daki en kuvvetli ve kudretli diaspora burada. Ermeni diasporası maalesef karşılamanın en düşük düzeyde tutulması için baskı yaptı. Fakat bir süreç başlamıştır ve bu süreci artık hiçbir şey durduramaz” dedi. Gerek Türkiye gerek Ermenistan gerekse diaspora olarak tarihî bir fırsat yakalandığını söyleyen İstanbul Ticaret Odası Başkanı Murat Yalçıntaş, “Bizler diğer insanlarla barış içinde yaşamaya mecburuz. Barış içinde yaşamanın adımlarını atmak da her şeyden önce biz işadamlarına düşer. Ülkeler ve halklar arasında kalıcı bir dostluk olacaksa, bunun birinci yolu ekonomik ilişkilerin kurulmasıdır. Biz de bunu için buradayız” dedi.

Daha önce 1915 Olayları ile ilgili olarak ABD ve Rus arşivlerindeki belgelere dayanan iki tane kitap bastırdıklarını, bunu gerçekler ortaya çıksın diye yaptıklarını belirten Yalçıntaş, şöyle devam etti: “Türkiye’nin Ermenistan’la ilgili attığı adımlarla, bizim yaptığımız ekonomik girişimler üst üste geliyorsa, bu da bunun artısıdır, bonusudur. Bu yakınlaşmada çorbada tuzumuz bulunuyorsa, ilişkileri biraz daha geliştirebiliyorsak, işadamlarını biraz daha yakınlaştırabiliyorsak büyük mutluluk. Parakian’la, Ermenistan’a birlikte gitmek konusunda anlaşmıştık. Sarkisyan, Fransa’ya geldiğinde Ermeni diasporasına ‘Ermenistan olarak Türkiye ile yakınlaşıyoruz. Bunu desteklemek zorundasınız’ dedi. 1915 Olayları’ndan bahsederken Türkiye’yi rahatsız edecek sözleri sarf etmekten uzak durdu. Parakian, vizyoner ve öngörülü bir insan. Bir şeyler yapmak istiyor. Bunun için de güçlü idareciler lazım.”  


“Ortak bulursam Türkiye’de yatırım yaparım”

İstanbul’da Abdi İpekçi Caddesi’nde markasının isim hakkını verdiği bir mağaza ile Türkiye’de temsil edilen Parakian, geçen yıl tüm dünyada 68 milyon avro ciro yapmış bir moda markasının sahibi. İstanbul Moda Günleri’ne de katılan Parakian, bir ortak bulması halinde Türkiye’de yatırım yapmak istiyor. Parakian, “İstanbul’da kendi ürünlerimi sergilemek için henüz Türk piyasasının anahtarını bulamadım. Çünkü Türkler tekstil ve hazır giyimde çok ilerdeler ve çok zevkliler. Benim İtalya ve Fransa’da mağazalarım var. Eğer bir ortak bulabilirsem, Türkiye’de de yatırım yaparım” dedi.

Sarkozy’nin G-20’deki kumpasına kimse yüz vermedi

Eylülün sonlarında ABD’nin Pittsburgh kentinde yapılan G-20 zirvesi, liderlerin dünyanın tanık olduğu en büyük krizden sonraki üçüncü buluşması oldu. Önce Kasım 2008’de Washington’da, daha sonra Nisan 2009’da Londra’da biraraya gelen G-20 liderleri, krizden çıkışın yolunu birlikte bulma ve hayata geçirme konusunda –her ne kadar bazı konularda ciddi fikir ayrılıkları yaşasalar da- son derece kararlı. Bu ülkeler, dünya ekonomisinin yüzde 90’ına yakınını temsil etmesi açısından önemli. Nitekim, İstanbul’da devam eden IMF-Dünya Bankası Yıllık Toplantıları’nda son G-20 zirvesinde alınan kararlara fazlasıyla atıf yapılıyor, hatta IMF Başkanı Dominique Strauss-Kahn, bu konuyla ilgili olarak sanayileşmiş yedi ülkenin artık merhum olduğunu ve G-20 ülkelerinin küresel sorunları çözme iradesinin çok daha güçlü olduğunu söyledi.

G-20 toplantılarına G-8’i oluşturan ABD, Almanya, Kanada, Fransa, İngiltere, İtalya, Japonya ve Rusya’nın yanı sıra gelişmekte olan ekonomiler katılıyor. Bunlar da Türkiye, Brezilya, Güney Afrika, Suudi Arabistan, Arjantin, Avustralya, Çin, Şili, Güney Kore, Hindistan, Endonezya ve Meksika olarak sıralanıyor. İspanya, Hollanda, İsveç, Singapur ve Tayland’da konuk ülke sıfatıyla yer alırken, AB, IMF ve Dünya Bankası da G-20’ye katılan kurumlar arasında.



G-14 önerisi gündeme alınmadı


G-20 zirvesi öncesinde Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, bankacıların primlerine kısıtlama getirilmesi yönünde çıkışlarda bulunmuş, zirvede buna ilişkin bir düzenleme olmaması halinde zirveyi terk edeceği tehdidinde bulunmuştu. Sarkozy’nin o günlerde hedefindekiler sadece bankacılar değilmiş. Sarkozy, G-20’nin fazlasıyla kalabalık olduğunu, o nedenle bazı ülkelerin çıkarılması gerektiğini ve dolayısıyla G-20’nin G-14’e indirilmesini teklif etmiş. Sarkozy’nin gruptan çıkarılmasını istediği ülkeler ise Arjantin, Avusturalya, Güney Kore, Endonezya, Suudi Arabistan ve Türkiye. Toplantıların öncesinde Sarkozy, bu konuyu dile getirmiş ancak ciddiye alınmamış. Diğer ülkelerden destek bulamayınca da konu gündeme dahi getirilmemiş. Fransa’nın Türkiye ile her zaman çok iyi ikili ilişkileri olduğunu söyleyen Sarkozy’nin, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine karşıtlığı ise herkes tarafından bilinen bir gerçek. Avrupa Birliği’nde Türkiye’yi görmek istemediği için imtiyazlı ortaklıktan Akdeniz Birliği’ne kadar çeşitli formüller ortaya koyan Sarkozy’nin ayak oyunları bu kez tutmadı. Zira, burası Avrupa Birliği değil G-20...

Sarkozy’nin bu tutumu ve Türkiye ile ilgili niyetleri hükümet ve dışişleri tarafından da yakında izleniyor. 8 ekimde Fransa’da Türk Mevsimi etkinlikleri kapsamında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Sarkozy ile biraraya gelecek. Bakalım, Sarkozy’nin buradan Türkiye’ye yönelik mesajı ne olacak?