Şubat 2010 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şubat 2010 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Memur cenneti Yunanistan şimdi bir cehennemi yaşıyor

Birkaç aydır sürekli komşumuz Yunanistan’ın batma aşamasında olduğunu konuşuyoruz. Ülkenin 300 milyar avro civarında bir kamu borç stoku mevcut. Rakam ülkenin yıllık gelirinin yüzde 120’sine eşit. Borcu döndürmek ve zaman içinde azaltmak için para nereden bulunacak, belli değil.

Bu durum uluslararası piyasaların hem Yunanistan’ın da dahil olduğu ortak para birimi avroyu yerden yere vurmasına hem de Yunanistan’ın uluslararası mali kuruluşlardan dayak yemesine neden oluyor.  



30 yıldır cepten yedi


AB Komisyonu, Avrupa Merkez Bankası ve IMF üçlüsünden oluşan uzmanlar heyeti, geçen hafta Atina’da gerçekleştirdikleri temasların ardından Yunanistan’ın borç krizinden çıkış planını yetersiz buldular ve Yunanistan’ın 2010 bütçe açığı hedefini tutturabilmesi için 4,5 milyar avro ek tasarruf tedbiri almasını istediler. Tabi, tüm bunlar, bugün ortaya çıkmış bir durum değil...

Yunanistan, AB’ye üye olduğu 1981’den beri yani yaklaşık 30 yıldır AB’nin yapısal fonlarından faydalanıyor. 30 yıldan sonra bugün bile yılda ortalama 3 milyar avro gibi bir para alıyor.

Bütçe açığı GSYİH’nın yüzde 12,7’si, AB kriterini dörde katlamış durumda. Hükümet bir yıl içinde bunu yüzde 8,7’ye, 2012’de de Maastricht Kriteri olan yüzde 3’e çekmeyi hedefliyor. Yani imkânsızı istiyor.  



Halk sokaklara döküldü


Başbakan Yorgo Papandreu’nun vergi artışları, kamu harcamalarında ciddi kesintiler, kamuda çalışanların maaşlarının dondurulması gibi halkın hiç hoşuna gitmeyen önlemlerden oluşan acı reçetesi, sendikal anlamda iyi örgütlenmiş meslek kuruluşlarını neredeyse her gün sokağa döküyor.

Geçen hafta yapılan bir günlük grevle ülkede neredeyse hayat durdu.

Papandreu’nun acı reçetesi memur maaşlarından yüzde 5,5 azalma, yüksek maaşları dondurma, KİT yönetici maaşlarında yüzde 50 kesinti, memur maaşında tavan 2000 avro, 2010’da memur alımı yok, emekliye ayrılan her beş memurun yerine sadece bir yeni memur, sosyal güvenlik ve askerî harcamalarda yüzde 10 azalma öngörüyor.

Tabii, işin en can alıcı kısmı da burada başlıyor. Zira, Yunanistan için tam bir memur cenneti diyebiliriz. Türkiye’de toplam çalışan nüfus 22 milyon civarında ve bunun yüzde 13’ü kamuda çalışıyor. Bu da 3 milyon kadar memur ve sözleşmeli demek.  



Memur cenneti mi cehennemi mi


Peki, 11 milyonluk Yunanistan’da ne kadar memur var dersiniz? Komşuda çalışan nüfus 4,5 milyon kadar. Bunun yüzde 35’i kamuda çalışıyor, bu da 1,6 milyon kişi demek. Türkiye’den yedi kat küçük komşudaki memur sayısı Türkiye’dekinin yarısı kadar. Kişi başına düşen milli gelirin 23 bin avro olduğu ülkede 200 bin avro üzerinde gelir beyan eden sadece 3000 mükellef var. Bu hesapla, ülkede kaçırılan verginin oranını hayal etmek çok da zor olmasa gerek...  



Cehennemin kapısını rüşvet açar


Yunanistan’da iş yapan ve çeşitli devlet ihalelerine giren bir işadamının anlattıkları da, zaten işin vahametini tüm açıklığı ile ortaya koyuyor. Memur cenneti dediğimiz Yunanistan aynı zamanda bir memur cehennemine de dönmüş durumda.

Ülkede enerji, bayındırlık, altyapı, telekom ve savunma gibi büyük kapasiteli dev ihaleler hâlâ devletin kontrolünde yapılıyor.

Bu durumu fırsat bilen devlet memurlar da, kendilerine müthiş bir rüşvet çarkı döndürülen dev bir imparatorluk kurmuş.

Dolayısıyla ister istemez, ülke devletle iş yapanların cehennemi haline gelmiş. Cehennemin kapılarını açan tek şey ise, rüşvet.

Yunanistan’da neredeyse her şey rüşvetle yapılıyor. Daha çok enerji ihalelerine giren bu işadamının anlattığına göre, ihalelere az sayıda şirket işleri önceden paylaşarak giriyor, memurlar da onların ortakları oluyor. Enerji alanında hemen hemen her işte rüşvet ve şantaj çarkı dönüyor. Hatta medyanın da bu işin içinde olduğunu ekliyor.

Avrupa Birliği, Yunanistan’ı ciddi anlamda şu sıralar adam etmeye çalışıyor, işi epeyce sıkıya almış durumdalar.

Devlet kurumlarında çok ciddi bir temizlik yapılması gerekiyor.

Ancak, AB’nin işi çok zor, tüm kurumların bünyesine, kılcal damarlarına kadar işlemiş bu yapıyı baştan sona temizlemek çok emek ve vakit alacak gibi...  



Temizlik öncesi fırsatçıları


Şu sıralar dünyanın önde gelen Fransız enerji ve taşımacılık şirketlerinden Alstom, bu temizlik öncesi Yunanistan’da ihale alma peşindeymiş.

Bu arada, Almanya Başbakanı Angela Merkel, Yunanistan’ın ‘adam edilmesi’ sürecinde, Yunanistan’a AB’den akacak paralarla ilgili sürekli denetim yapılması gerektiği vurgusu yapıyor. Tabi, geçmiş yıllarda Alman Siemens’in yüzyılın en büyük yolsuzluk ve rüşvet skandallarından birine imza attığını söylemeden geçmemek lazım. Siemens Yunanistan, bir rüşvet fonu oluşturmuş, 1998-2005 yılları arasında ülkedeki politikacılara ve iş yaptığı şirketlere 12 milyon avro para dağıtmıştı. Bu paranın çoğu, o dönem muhalefetteki PASOK ve iktidardaki Yeni Demokrasi partilerine verilmişti. Rüşvet skandalında en ciddi yolsuzluklardan biri, 2004 Olimpiyat oyunları ile ilgili ihalelerde yaşanmıştı. Yunanistan’daki son seçimlerde Siemens meselesi ve rüşvet skandalı, karşılıklı propaganda malzemesi olarak kullanılmıştı.

Bu işadamına göre, eski köye yeni adetlerin gelmesiyle, devlet harcamalarındaki kısılma, oligopolik yapıdaki Yunanistan’da devletten beslenen bu şirketlere yansıyabilir ve bunların hızlı bir şekilde küçülmesi beklenebilir.

Bizim hukuk, demokrasi ve insan hakları mücadelemizin başka bir boyutu şimdi komşuda yaşanıyor. Albaylar cuntası temizliğini yıllar önce bitiren, ancak başka bir alanda aynı beceriyi gösteremeyen ve şimdi onun mücadelesini veren Yunanistan’la ne kadar çok benzediğimizi bu son olaylarla bir kez daha gördüm...

Ne diyelim Allah hepimizi muvaffak etsin!

Özyeğin’i önce Hollanda sonra BDDK inceleyecek

Pamukbank ve Yapı Kredi Bankası’nda genel müdürlük yaptıktan sonra Finansbank’ı kuran ve ardından bankayı çok iyi bir fiyata Yunanistan’ın en büyük bankası NBG’ye satan Hüsnü Özyeğin’in Portekizli Millenium Bank’ın yüzde 95’ini 62 milyon avroya satın alarak sektöre dönmesi bankacılık alanında yeni bir heyecan dalgası yarattı. Özyeğin, girişimciliğin özünü çok iyi anlayan ve doğru zamanda doğru kararlar alabilen bir işadamı. Nitekim, Çukurova Holding’in patronu Mehmet Emin Karamehmet’in, Pamukbank’ı zarara uğrattığı gerekçesiyle hapis cezasına çarptırıldığı günlerde, Özyeğin kariyerini çok farklı bir yere taşıdı ve dört ay süren pazarlıkların ardından yeni bir bankayla sektörde yeniden konumlanmaya hazırlanıyor. Özyeğin, cuma günü Finansbank’tan Kamu Aydınlatma Platformu’na (KAP) yapılan açıklamayla birlikte Finansbank’ta yürüttüğü yönetim kurulu başkanlığı ve murahhas üyeliği görevlerinden de istifa etti.


BDDK’dan hemen onay çıkmayacak


Peki, bundan sonraki süreç nasıl işleyecek? Özyeğin, henüz Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’na (BDDK) henüz başvuruda bulunmadı. Çünkü, Özyeğin, Millenium Bank’ı, Hollanda’da faaliyet gösteren bankası Credit Europe Bank aracılığıyla aldığı için öncelikle yurtdışından yani Hollanda’daki bankacılık otoritesinden onay alacak. Ardından, BDDK’ya başvuruda bulunacak. BDDK da, Özyeğin’e onay vermek için Hollanda’nın ilgili otoritesinden bilgi talep edecek. Bir anlamda, Özyeğin, Türkiye’de yabancı banka sahibi olarak değerlendirilecek. Finansbank’ı NBG’ye sattığı zaman Özyeğin, bir centilmenlik anlaşması yapmış, üç yıl finans sektöründe faaliyet göstermeme sözü vermişti. Bu süre geçen yıl ağustos ayında doldu. Şimdi, yeni süreçte Özyeğin’in mal varlığı denetlenecek, ayrıca, bankacılık faaliyetinde bulunmadığı aradan geçen bu üç yıllık sürede mali durumu, itibarı ve güvenirliğinde olumsuz gelişme olup olmadığına bakılacak. Temel göstergelerin yanı sıra banka ayrıntılı bir incelemeden geçirilecek. Yani, Özyeğin’in Türkiye’de daha önce bankacılık yapmış olmasının onay sürecin hızında bir etkisi olmayacak gibi görünüyor. Nitekim, BDDK Başkanı Tevfik Bilgin konuyla ilgili açıklamasında, “Mali güç ve itibarı olmak şartıyla yerli sermayenin böyle atılımları bizi mutlu ediyor. Hoş bir gelişme” demiş, ilerleyen aşamalarda kendilerine onaya gelineceğini, o aşamada birçok şeyi kontrol ettiklerini söylemişti.

Özyeğin’in bankacılık sektörüne yeniden girişinin zamanlaması da ilginç. Hükümet, bu alanda kapsamlı düzenlemeler planlıyor. Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Ali Babacan, kısa süre önce, yurtdışındaki gelişmelerden de örnek vererek, Türkiye’de bankaların ileride idare edilemeyecek kadar büyümelerinin önüne geçmek için mevduat toplamalarına sınır getireceklerini açıklamıştı. Bu da, bankacılık alanında yeni bir tartışmanın fitilini ateşlemiş oldu.

Şimdi gözler Özyeğin’in bundan sonra nasıl bir bankacılık yapacağında. Portekiz’in halka açık en büyük bankası Millennium BCP’nin Türkiye birimi olan Millennium Bank’ın yüzde 95’i onay alması halinde Credit Europe Bank’ın olacak. Millenium BCP, geri kalan yüzde 5 hissenin ileride Credit Europe Bank’a satışı ve bunun anlaşmada yer alan hisse başı fiyattan aşağı olmaması konusunda mutabakata varmıştı. 11 ülkede faaliyeti olan Credit Europe Bank, 2009 sonu itibariyle 10 milyar avroya ulaşan aktifleriyle Hollanda’nın 10 büyük bankasından biri. Millennium Bank ise, 2003’te TMSF bünyesindeki Sitebank’ı alarak Türkiye pazarına girdi. 2006’da adı Bank Europa olarak değiştirildi.


Özyeğin Millennium’la nasıl büyüyecek


Özyeğin’in ilk göz ağrısı Finansbank tarafı ise, Özyeğin’in Millennium Bank ile Finansbank’a rakip olmayacağını tahmin ediyor. Bankacılık çevrelerinin bugünlerde en çok konuştuğu konu, Özyeğin’in sektördeki rekabeti nasıl etkileyeceği ve nasıl bir strateji izleyeceği yönünde. Özyeğin’in çok sayıda şube açarak rekabetin yoğun olduğu bireysel bankacılık tarafında değil, kurumsal bankacılığa ağırlık vermesi ve özellikle KOBİ bankacılığına yoğunlaşması bekleniyor. Ayrıca, 2006’da Finansbank’ı satarken Finans Faktoring’i elinde tutan Özyeğin’in buradaki müşteri portföyünün bir bölümünü bankaya aktararak, bankayı bu yöntemle büyütmesi bir diğer beklenti. Millennium Bank’ı büyütme planının bir diğer boyutu da, Hollanda’daki Credit Europe Bank kanalıyla olacak. Bankacılık sektöründe Credit Europe Bank’ın yurtdışından Türk müşterilerle yaptığı işlemlerin bir bölümünün bundan sonra Millennium Bank’a kaydırılması durumunda da kurumun hızlı bir büyüme içine gireceği beklentisi var.

Talat’a muhalefette Eroğlu - Asil Nadir güçbirliği

Türkiye’nin Kıbrıs’tan bir an önce askerlerini çekmesini isteyen Avrupa Birliği İlerleme Raporu’na tepki gösteren Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, raporun tek taraflı, gerçeklerle bağdaşmayan ve kabulü mümkün olmayan unsurlar içerdiğini söylemesinin hemen ardından tesadüf Kıbrıs’tayım. Erdoğan’ın raporla ilgili olarak, 2004’te yapılan referanduma atıfla söylediği, “Annan Planı’na Kuzey Kıbrıs’ta destek yüzde 65 çıkarken, Güney Kıbrıs’ta yüzde 75 hayır oyu çıkıyor. Nasıl oluyor hâlâ burada Türkiye ve Kıbrıslı Türkler suçlu hale geliyor. Bu Avrupa Parlamentosu’nun gözü kör müdür Allah aşkına” yakınmasının zamanlaması ilginç. Bu sözlerin ardından son dönemde Kıbrıs’ta neler olup bittiğine yönelik ufak bir ufuk turuyla durumu özetleyelim.


Talat ne yapacak


18 nisanda Ada’nın kuzeyinde cumhurbaşkanlığı seçimi var. Şu ana kadar UBP’nin lideri ve hâlihazırda Kuzey Kıbrıs’ın Başbakanı Derviş Eroğlu, cumhurbaşkanlığı için resmen adaylığını açıklamış durumda. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, henüz resmen adaylığını açıklamasa da, Talat’ın adaylığını yakında açıklayacağına kesin gözüyle bakılıyor. Üçüncü bir aday çıkma ihtimali ise şimdilik çok zayıf. Henüz seçimle ilgili yapılmış ciddi bir kamuoyu yoklaması yok, ancak seçimin iki isim arasında başa baş geçeceği ve Talat’ı zor günlerin beklediği ortada. Talat ve Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa çözüm bulmak amacıyla sürdürdükleri müzakereler kapsamında 70 civarında görüşme gerçekleştirdi. Talat, bugüne kadar görüşmelerde siyasi eşitliği ve iki bölgeli iki toplumlu federasyon tezini savundu. Her ne kadar henüz adaylığını açıklamasa da Talat, 30 mart tarihine kadar müzakerelere devam edeceğini belirtti. Bu, Kıbrıs meselesini yakından takip eden taraflara –ki buna Ankara da dahil-, Talat’tan “seçimlere müzakere ederek giden Cumhurbaşkanı” mesajı veriyor.



Eroğlu’nun konfederasyon söylemi


Öte yandan, şu günlerde Ada’da herkesin birbirine en fazla sorduğu soru ise şu: Eroğlu, cumhurbaşkanı seçilirse, Talat’tan ne farkı olur? Milliyetçi söylemlerin dışında Eroğlu neyi savunur?

Eroğlu, adaylığını koyduğu esnada, müzakerelere de devam edeceğini açıkladı. Ada’da iki ayrı devletin varlığından yana olan Eroğlu’nun savunduğu model konfederasyon. Görüşmelerin BM’nin belirlediği parametrelere göre yürütüleceği düşünülürse, konfederasyon zaten hiç gündemde yok, dolayısıyla yaptığı bu açıklama fiilen müzakerelerin sonu demek.

Tabii bu liderlerin ne dediğinin yanı sıra Ankara’nın tutumu her zaman Ada’daki seçimlerin galibini belirlemekte etkili oluyor. Ankara, şimdilik temkinli. Ne Talat ne de Eroğlu’na yönelik açık bir destek beyanı var. Talat, Ankara’dan beklediği açık desteği göremese de, geçtiğimiz günlerde Ada’ya Güvenlik Konseyi geçici üyesi Türkiye’nin ısrarıyla bir ziyaret gerçekleştiren BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un Talat’a moral verdiği belirtiliyor. Çözüme gerçekten inanan Talat’ı destekleyen bu gelişme, Eroğlu kanadını seçim sürecinde zorlayacak bir gerçek olarak ortaya çıkıyor.

------------


UBP’ten Nadir’e ihale kıyağı

Kıbrıs’ta bu aralar herkesin dilinde cumhurbaşkanlığı seçiminin yanında bir de Asil Nadir var. Kıbrıslı işadamı Nadir, Türkiye’de çalkantılı bir şekilde bıraktığı medya patronluğuna Ada’da sahip olduğu Kıbrıs Medya Grubu ile devam ediyor. Kıbrıs Gazetesi ve KTV adında bir televizyonu var. Kuzey Kıbrıs’ta Nisan 2009’da yapılan seçimlerde Nadir’in medya grubu Eroğlu’nun partisi UBP’yi desteklemişti. Nadir’in sahip olduğu medya kuruluşları, o dönemde CTP’ye muhalif yayınlar yapmıştı. Şimdi de elindeki tüm imkânlarla ve medya gücüyle Talat’ı yerden yere vuruyor. Ama her şeyin elbette bir bedeli var, nitekim gelişmeler Nadir’in UBP’ye verdiği desteğin karşılığını fazlasıyla aldığını gösteriyor.

Son dönemde Kıbrıs medyasında da yer alan haberlere göre, UBP Hükümeti’nin Bakanlar Kurulu, 30 Aralık 2009 tarihinde ihale açmadan, lisans veya frekans tahsis bedeli almadan Asil Nadir’e hızlı mobil internet hizmeti veren Wimax kurma izni vermiş. Mobil operatörlerle 2007’de ve sonrasında imzalanan lisans sözleşmeleri, yeni operatörlerin internet hizmeti veren üçüncü nesil operasyonu yapabilmeleri için 30 milyon dolar, ikinci nesli içermesi halinde de 40 milyon dolar ödeme yapmasını hükme bağlamış. Uluslararası Telekomünikasyon Birliği (ITU), Ekim 2007’de almış olduğu bir kararla Wimax’ı, üçüncü nesil mobil teknolojisi standardı olarak belirlemiş olduğundan, Wimax kuracak olanlar 30 milyon doları ödemek durumunda.

Yani, UBP Hükümeti ihale açmadan ve herhangi bir başvuru kabul etmek için duyuru yapmadan, Nadir’in 100 lira sermayeye sahip ve faal olmayan C-Tel Ltd. adlı şirketine, “deneme amaçlı” genişband internet hizmeti vermek üzere Wimax kurma izni vermiş. Hal böyle olunca, ülkede faaliyet gösteren internet servis sağlayıcısı sekiz şirket, yapılan haksızlığa tepki göstererek, Nadir’e gösterilen bu ayrıcalığın fırsat eşitliğine aykırı olduğu açıklaması yaptı.



Vergi borçlarının takibi ne oldu


Nadir’le ilgili diğer bir iddia da, Kıbrıs Medya Grubu’nun 11 milyon liralık vergi borcuyla ilgili. UBP, iktidara gelmeden önce CTP-ÖRP iktidarı döneminde, Mart 2009’da, Maliye Bakanlığı gruba borç ihbarından bulunmuş. Nisanda UBP iktidara gelince, Nadir’in vergi borçlarını tahsil etmek yerine, Lefkoşa Vergi Dairesi’nde konuyu takip eden memuru görevden alıp sürgüne göndermeyi tercih etmiş. Konuyu takip eden diğer memurlara da, “dosya üzerinde çalışmayın” talimatı verilmiş.

UBP Hükümeti’nin son dönemdeki önemli icraatlarından biri de, kamuda çalışan 500 kişiyi işten çıkarmak olmuş. Arkasından Başbakan Derviş Eroğlu, “Bir yanlışlık oldu, o kişileri geri alacağız” dese de, bu durum seçim arifesinde Eroğlu’nun eksi hanesine çoktan yazıldı.