Şubat 2009 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şubat 2009 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Orakçıoğlu İSO'ya iharacatçıyla asılacak

Türkiye'nin en büyük iki odası İstanbul Ticaret Odası ve İstanbul Sanayi Odası Meclis üyeleri bugün başkanlık seçimi için sandığa gidiyor. İSO'da bilindiği gibi başkanlık yarışında iki isim var. Biri İSO'nun dört yıllık başkanı Tanıl Küçük, diğeri uzun yıllar İstanbul Tekstil ve Hazırgiyim İhracatçıları Birliği başkanlığı yapan ve geçen yıl bu koltuğu Hikmet Tanrıverdi'ye kaptıran Süleyman Orakçıoğlu. İki başkan adayı da son birkaç gündür yeni yönetim kurulu listeleri oluşturma telaşında. Süleyman Bey'in listesinde Orta Anadolu Makine ve Aksamları İhracatçıları Birliği Başkanı Adnan Dalgakıran, İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği Başkanı İsmail Gülle, İstanbul Değerli Maden ve Mücevherat İhracatçıları Birliği Başkanı İmam Altınbaş ve Selahattin Akaydın'ın bulunacağı neredeyse kesin gibi... Süleyman Bey'in başkan olması halinde, İstanbul Sanayi Odası'nın yeni dönemde yönetiminde ihracatçı kimliği ön planda olan işadamlarının ağırlığı hissedilecek. Öte yandan, hem Küçük'ün hem de Orakçıoğlu'nun geçen dönemde de yönetim kurulunda yer alan Gülsüm Azeri'yi listelerine almak istediği de kaydediliyor.

İSO Meclis Başkanlığı için en güçlü aday olarak ismi geçen Erdal Bahçıvan'ın ise meslek komitesi seçimlerinin ardından bu göreve sıcak baktığı biliniyor. İSO'da Orakçıoğlu'nun aday olarak ortaya çıkmasının ardından Bahçıvan, "Doğal olarak İSO Meclisi Başkanı bütün meclisin başkanıdır. Her meclis üyesine olumlu, dengeli yakınlıkta olur, tüm meclisi kucaklar. Yeni meclis kolay bir meclis olmayacak gibi görünüyor. Tabii ki meclis başkanını seçecek olan meclis üyeleridir ve takdir onlarındır" demişti. Orakçıoğlu'nun gönlünden geçen Meclis başkanının Bahçıvan olduğu ancak Tanıl Küçük'le Bahçıvan'ın uzlaşma ihtimali göz önünde bulundurularak, ikinci isim olarak Hasan Bayram isminin düşünüldüğü konuşulanlar arasında.

Orakçıoğlu'nun başkan olması halinde İSO'da ikinci bir yeni durum da hemşehrilikle ilgili oluşacak. Bilindiği gibi Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan Muşlu. 2004'te Çağlayan'ın TOBB'da Başkanvekili olduğu dönemde, yine Muşlu işadamları Erdal Bahçıvan ve ayakkabı sektörünün önde gelen isimlerinden Selahattin Akaydın bu yoksul kenti kalkındırmak ve yatırım çekebilmek için Muş Kalkınma Platformu'nu oluşturmuştu. Orakçıoğlu ise Muş'a çok yakın bir kentten Elazığlı. Eğer şansı yaver gider ve Bahçıvan ve Akaydın ile İSO'da birlikte çalışabilirlerse, Bakan Çağlayan yakınındaki iki isim İSO'da da etkin olacak gibi görünüyor.

* * *
Türkiye imajı için lüks marka geliştirin
Dünyaca ünlü perakende sektörü düşünce kuruluşu Gottlieb Duttweiler Institut'un Başkanı David Bosshart, devlet destekli markalaşma programı Turquality kapsamında yer alan şirketlerin üst düzey yöneticilerine üç gün boyunca tüm dünyayı etkisi altına alan kriz ortamını fırsat ve tehditler açısından değerlendirdi. Bosshart, dünya markaları ve küreselleşme ile ilgili değerlendirmelerini yakın zamanda Davos Zirvesi'nde de anlatmış. Gürmen Giyim'in patronu ve Başbakan Erdoğan'ın yakın arkadaşı Remzi Gür'ün de katıldığı seminerlere Altınyıldız, Vakko, Sarar, Gilan, Orka, Desa, Pınar, Anadolu Efes, Vestel, Temsa, Eczacıbaşı gibi şirketlerin üst düzey yöneticileri de yer almış. Toplantıların ardından gazetecilerle biraraya gelen Bosshart'ın özellikle vurgu yaptığı bir nokta vardı ki, o da Türkiye'nin mutlaka ve mutlaka lüks bir marka geliştirmesinin gerekliliğiydi. 2009'un özellikle dünya markası olma yolunda ilerleyen firmalar için kaçırılmaz bir fırsat olduğunu dile getiren Bosshart, "Şu dönemde lüks ürün ve lüks marka geliştirin Prada, Gucci gibi. Bu Türkiye'nin imajı açısından çok önemli. Markalar kendi iç pazarlarında strateji geliştirdikten sonra bölgedeki stratejisini belirlemeli. Ben Prada, Gucci seviyesinde iki üç markanın çıkacağı beklentisi içindeyim. Türkiye'nin Mavi Jeans gibi uluslararası bir markası var. Böyle yeni uluslararası markalar da bekliyorum. Mesela kuyumculuk sektöründen böyle bir marka çıkabilir" dedi.

Bosshart, şirketlerin Türkiye'deki konumlarını değerlendirdikten sonra çevre ülkelerde neler yapılabileceğini incelemesi gerektiğini, en önemli konunun ucuz olmak değil, kalite ve güven olduğuna dikkat çekti. Krizde yapılan en büyük hatanın 'herkesin yaptığını yapmak' olduğunu söyleyen Bosshart'ın tavsiyeleri ise şöyle: "Krizde fiyatlandırma önemlidir, fiyatları çok düşürmeyin, değiştirmeyin. Hangi işte iyiyseniz ona devam edin, yenilik yapmak için temkinli olun. İyi olduğunuz işi geliştirin. Stratejinizde zigzaglar çizmeyin. Markanın değeriyle alakasız bir şey yapmayın. Finansal anlamda muhafazakar, büyümede temkinli olun. Her yerde olmak yerine, bulunduğunuz yerde bir numara olun."
 

AKP’de dava arkadaşıydılar şimdi İTO’da rakipler

İstanbul Ticaret Odası’nda başkanlık yarışının yapılacağı 28 şubat tarihi yaklaştıkça, İTO kulisleri de git gide ısınıyor. Dört yıl önceki seçimlerde Mehmet Yıldırım’a karşı aday olan ancak seçimden bir gece önce başkan adaylığından Murat Yalçıntaş lehine çekilen İbrahim Çağlar, seçime üç gün kala resmen aday olduğunu açıkladı. Yalçıntaş’ın dört yıllık başkanlık döneminde yönetimde yer alan ve yönetim kurulu başkan yardımcılığı yapan Çağlar’ın ismi meslek komiteleri seçimlerinin tamamlanmasının ardından daha fazla dillenmeye başladı. Bu konuda Çağlar’ın kararlılığı da daha çok ortaya çıktı. Nitekim dün artık Çağlar da kendi adaylığını dillendirdi. Çağlar, Yalçıntaş döneminin diğer bir yönetim kurulu üyesi olan Ali Kopuz’la birlikte ortak bir liste hazırlayarak cumartesi günü seçime gideceklerini açıkladı. Çağlar, konu üzerinde birkaç gündür çalıştıklarını, şu anda oluşan Meclis’in büyük kısmının kendisini desteklediğini ve pozisyonlarının güçlü olduğunu söyledi. Çağlar, Yalçıntaş’la yollarının neden ayrıldığını açıklamaktan kaçınarak sadece “Amacımız güzel bir İstanbul, güzel bir İTO” demekle yetindi. Böylece, AKP’nin kurucu üyeleri arasında yer alan, siyasette dava arkadaşlığı yapan daha sonra İTO saflarında da birlikte hareket eden Murat Yalçıntaş ve İbrahim Çağlar bu kez birbirlerine rakip oldular.

1960 doğumlu Çağlar’ın İTO’daki görevinin yanı sıra TOBB Yönetim Kurulu Sayman Üyeliği, TSE Yönetim Kurulu Üyeliği, DEİK İcra ve Yönetim Kurulu üyeliği gibi pek çok şapkası daha var. Aslen Konyalı olan Çağlar, birkaç yıl önce verdiği bir röportajda, Türkiye’nin en eski tüccar sanayici aileleri arasında yer aldığını söylemiş, dedesinin aslında CHP’li olduğunu belirterek, “Çok partili döneme geçince DP’li olmamış. Ancak babam DP’liydi. Özal’la da ANAP’lıydı. Ailede ise Eymen Topbaş (Topbaş’larla kardeş torunlarıyız. Ahmet Topbaş dedemin dayısı) ANAP İl Başkanı’ydı” demişti. Çağlar’ın Bereket İplik şirketi, bir dönem Merkez Bankası başkanlığı için ismi geçen Adnan Büyükdeniz’in bu şirkette ortaklığının olmasıyla gündemde epeyce yer almıştı. Çağlar’ın da ortak olduğu bu şirkete bir zamanlar Maliye Bakanı Kemal Unakıtan ve TMSF Başkanı Ahmet Ertürk’ün de ortak olduğu ortaya çıkmıştı. İstanbullu tüccar, şimdi 28 şubatta iki eski arkadaşın rekabetinin sonucunu bekliyor...  


---------------------
 

Bıyığa değil kolyeye oy verin


Türkiye nüfusunun yüzde 50’sinin kadın olmasına rağmen, kadınların siyasetteki temsili son derece düşük. Avrupa Parlamentosu’nda kadın temsilinin oranı yüzde 31, AB ülkelerinin ortalaması yüzde 24. AB Komisyonu’ndaki 27 bakandan dokuz tanesi kadın. Avrupa’da kadın siyasetçi konusunda en önemli ilerlemeyi yapan İspanya’da 18 bakanlığın dokuzu kadınlarda. İsveç’te kadının siyasete katılımı yüzde 47, Danimarka’da yüzde 38, soykırımlar ülkesi Ruanda’da ise yüzde 55. Türkiye’de Meclis’teki kadın oranı yüzde 9. 29 martta yapılacak yerel seçimlerde belediyelerdeki çeşitli pozisyonlar için aday gösterilecek kadın sayısı ise yine çok güdük. 2004 yerel seçimlerinde 3225 belediye başkanlığı seçimi yapıldı, bunlardan 18 tanesi kadınlardan seçildi. Bu yıl 2941 koltuk var. Bu başkanlık koltukları için AKP’nin 18, CHP’nin 46, DTP’nin 37, MHP’nin 35 kadın adayı mevcut. Toplamı 136 yapıyor ki, dört partinin tüm adayları bu koltukları kazansa bile rakam son derece düşük kalıyor.

Kadın Girişimciler Derneği KAGİDER’in düzenlediği Türkiye’de yaklaşan yerel seçimler ve haziranda yapılacak Avrupa Parlamentosu seçimlerini konu alan paneline konuşmacı olarak katılan Avrupa Parlamentosu Milletvekili Karin Riis Joergenson, kadın erkek eşitliğinin 50 yıldır Avrupa’nın gündeminde olduğunu, kadınların siyaset yapabilmesi için özel hayatlarından fedakarlık etmeleri gerektiğine değinen Jorgensen, “Ama tabi siyasette kadınların sadece kadın oldukları için seçilmediklerini de göstermek lazım. Kadınların kadın seçmenler kadar erkek seçmenlere de hitap edebiliyor olması lazım. Sadece kadın olduğu için oy istememeli” dedi.

Avrupa’da pek çok ülkeden önce Türkiye’nin kadın başbakana sahip olduğunu söyleyen Jorgensen, “Ancak erkek komplolarından iktidarını arındıramadı ve buna kurban gitti. Gerçi çok iyi bir örnek olarak almamak lazım ama Türkiye için bu önemli bir fırsattı ve iyi değerlendirilemediğini düşünüyorum. Ancak, Türkiye’nin potansiyeli var bunun desteklenmesi gerekli. Kadınlar siyasete ilgi duymalı. Ne kadar ilgi duyarlarsa toplumun dönüşümü sağlanabilir. Özellikle genç kadınlar kendilerini siyasetle pek özdeşleştirmiyor” dedi. Türkiye’de yapılan çalışmaları takdir ettiğini ifade eden Jorgensen, 8 martta yapılacak bir etkinlikle “Bıyığa oy vermeyin kolyeye verin” mesajı verilebileceğini söyledi.  


Kadınlar görüntüleri ile haber oluyor


Kadın Adayları Destekleme Derneği KADER Başkanı Hülya Gülbahar ise, Türkiye’de siyasetteki kadınların sadece giyim kuşamları, saç ve makyajları ile gündeme geldiğini belirterek, bunu kadını siyasette yıpratmanın çok tipik bir durumu olduğunu dile getirdi. Kadınların seçilmemesinin yanı sıra atanmadığına, hatta KİT’lerdeki oranlara bakılırsa işe dahi alınmadığına dikkati çeken Gülbahar, ‘‘Parti il başkanları arasında 1-2 taneden başka kadın yok. İllerde kadın vali, bakanlıklarda kadın müsteşar yok. Kaymakamlıkta bu oran yüzde 1,53. Başbakan Erdoğan her dört adaydan biri kadın, biri genç olsun diye bir genelge gönderdi, ancak gereği yapılmadı” dedi.

İTO’da Yalçıntaş’la Çağlar’ın yolları ayrılıyor mu?

İstanbul Ticaret Odası’nda meslek komitesi seçimlerinin tamamlanmasının ardından başkan adaylığı için pazarlıklar yapılmaya başladı. Seçim sonunda 90 meslek komitesinden 257 Meclis üyesinin belirlenmesinin ardından şimdi sıra cumartesi günü yapılacak başkanlık seçiminde. Adaylar açısından en önemli mesele, Meclis’e girmeye hak kazananların kime daha yakın durduğu, iktidara yakınlıkları ile bilinen muhafazakâr işadamı örgütlerinin başkanlık için kimden yana tavır alacağı ile ilgili.

İTO kulislerinde oklar şu anda üç ismi gösteriyor. Daha önce başkanlığa ikinci kez aday olduğunu açıklayan Murat Yalçıntaş’ın karşısına çıkması muhtemel iki isim konuşuluyor.

Ali Kopuz nabız yokluyor

Biri geçen seçimlerde başkanlığa aday olan kendi meslek komitesinden çıkamayan ve bir gece operasyonu ile adaylığı Yalçıntaş’a bırakan İbrahim Çağlar. Diğeri de İTO’nun en muhalif isimlerinden Ali Kopuz.

Bu iki isim de Yalçıntaş’ın başkanlığı döneminde yönetim kurulunda bulundu. Kopuz, daha önce Mehmet Yıldırım ile aynı saflarda yer aldı, ancak Formula 1 tartışmaları başlayınca geçen seçimde Yalçıntaş’a destek verdi ve yönetim kuruluna girdi. Ancak, bu yönetimin çalışmalarından da memnun olmayınca Kopuz, Odanın en muhalif isimlerinden biri olarak anılır oldu ve bu seçimde kendi grubuyla hareket etme kararı aldı. Kopuz, 3 no’lu Et Meslek Komitesi’nden Yalçıntaş’a yakınlığı ile bilinen ve adı Akfırat yolsuzluğuna karışan Önder Ünlüer’e karşı seçimi kazanarak, ilk galibiyetini almış oldu. Kopuz, kendisine destek verenleri kastederek 90 meslek komitesinin 30’unda başarılı olduklarını belirtti ve şu anda Meclis aritmetiğini incelediğini önümüzdeki birkaç gün içinde stratejilerini belirleyeceklerini söyledi.

Diğer taraftan, daha önceleri birlikte hareket ettikleri bilinen İbrahim Çağlar’la Yalçıntaş’ın yollarının ayrıldığı ve Çağlar’ın daha önce ucundan döndüğü başkanlık için adaylığı düşündüğü belirtiliyor. Bu seçimlerde Yalçıntaş’ın aday olmayıp koltuğu Çağlar’a devretmesinin beklendiği ancak bu gerçekleşmeyince Çağlar’ın buna içerleyip başkanlık yarışına girmek istediği de iddialar arasında... Muhalif grupların da Çağlar ismi üzerinde uzlaşma çabaları var. Bu noktada da gözler Çağlar’ın alacağı tutumda...

Öte yandan, Mehmet Yıldırım’ın başını çektiği Çağdaş Liberal Demokrat İşadamları Grubu (ÇDLG), meslek komitesi seçimlerinde Yıldırım’ın seçime girdiği dört sandıktan da çıkamayıp İTO Meclis’ine girememesi üzerine büyük bir hezimete uğradı. Grubun, daha önce kendileriyle birlikte olmayan ancak şu anda onlarla çalışan Yalçıntaş’a muhalif grup ve isimlerle bir liste oluşturma konusunda görüşmeleri olduğu belirtiliyor.


TOBB’un yerli malı kullanalım önerisine itiraz  
Dünyada ABD’nin başını çektiği bir yerli malı korumacılığı politikası rüzgârı esiyor. Kulağımıza gelen bir bilgiye göre, TOBB da (Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği) bu konuyu gündemine almış durumda. Niye derseniz şöyle ki... TOBB, geçen hafta iş dünyasını temsil eden sivil toplum örgütleri ile çeşitli gazetelerin genel yayın yönetmenlerine bir davet göndermiş. Hatta yayın yönetmenlerine yapılan davet, toplantının içeriğinin yazılmaması kaydıyla yapılmış. TOBB, küresel krizi en derin şekilde hisseden gelişmiş ekonomilerin korumacılığa yönelik uygulamalarından esinlenmiş olmalı ki, toplantının içeriği yerli malı kullanımının özendirilmesiyle ilgiliymiş. Hem ekonomide canlılık yaratmak ve hem de yerli üreticiyi korumaya yönelik olsa gerek, TOBB’un teklifine toplantıda sadece iki dernekten itiraz gelmiş. Haliyle itiraz eden bu derneklerden biri de Uluslararası Yatırımcılar Derneği YASED olmuş.

Ergenekon, Akfırat, Veli Küçük ve İTO seçimi

Geçtiğimiz günlerde Ergenekon soruşturmasının 10’uncu dalgası kapsamında Erzincanlı işadamı Hüdai Ünlüer gözaltına alındı. Hayvancılık sektöründe tanınan bir isim olan Hüdai Ünlüer, Ünlüer Et’in sahibi. 2007’de Erzincan’da Ünlüer Et Entegre tesisinin açılışına Tarım Bakanı Mehdi Eker ile BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu katılmıştı.

Hüdai Ünlüer’in kardeşi ise Önder Ünlüer de Ünlüer Et’in Yönetim Kurulu Başkanı ve İstanbul Ticaret Odası’nda Meclis üyesi. Onun ismi de geçtiğimiz günlerde Akfırat Belediyesi’ndeki rüşvet ve yolsuzluk iddialarına karıştı.

İddiaya göre, Muhtaçları Koruma Yardımı için kurulan sandıktan fakir vatandaşlara kömür ve gıda yardımı yapılmış gibi belge düzenlenip makbuz kesilmesine rağmen bunlar kâğıt üzerinde kaldı.

Paralar, aynı zamanda AKP Maltepe Belediyesi Meclis Üyesi de olan Önder Ünlüer, AKP Tuzla İlçe Yönetim Kurulu Üyeleri Hüseyin Koca ve İbrahim Halil Gözgü ile Akfırat Belediye Başkanı Hilmi Yıldız ile iki oğluna aktarıldı.


Küçük’le hatıra fotoğrafı


Önder Ünlüer’in Maltepe’deki lokantasının açılışında Akfırat Belediye Başkanı Hilmi Yıldız ve Ergenekon’un bir numaralı sanığı Veli Küçük’le çekilen fotoğrafı da basına yansımıştı. Ünlüer kardeşlerin ismi son dönemde fazlasıyla gündemde. Ünlüer kardeşlerin basına yansıyan bu ününün dışında, son günlerde Önder Ünlüer’in ismi başka bir mecrada da duyuluyor. O da İstanbul Ticaret Odası’nın pazartesi günü yapılacak meslek komiteleri ve Meclis üyelikleri seçimleriyle ilgili.


Muhafazakârların desteğini aldı


Ünlüer’in şirketi, İTO’nun 3 no’lu Et Ürünleri Meslek Komitesi listesinde. Komitesinden seçilirse, İTO’nun yeni meclisinde yer alacak. Siyasetin oda seçimlerine son yıllarda ne kadar müdahil olduğunu görüyoruz. Bu seçimlerde de muhafazakar yapılarıyla ve iktidara yakınlıklarıyla bilinen işadamı örgütleri oda seçimlerinde faaller. Kulağımıza gelenlerden biri de bu derneklerin Ünlüer’i komitesinden seçilip Meclis’e girmesi için desteklediği yönünde. AKP’nin kurucuları arasında yer alan ve İTO Başkanlığı’na seçilmesiyle birlikte bu görevi bırakan Murat Yalçıntaş’ın da Ünlüer’e destek verdiği yolunda iddialar var...

***


Bilgi’yi önce Santralistanbul zora soktu, sırada tıp fakültesi mi var?


Bilgi Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından 1996’da kurulan Bilgi Üniversitesi’nin yüzde 50’si Kasım 2006’da dünya çapında 20 ülkede okulları olan Laureate Education’a satıldı. Bu ortaklık, yabancı sermayeli bir kuruluşun Türkiye’de bir üniversiteye ortak olması açısından bir ilkti. Türkiye o dönemde yabancı sermayenin dikkatini her zamankinden daha fazla çekiyordu, farklı sektörlerde yabancılarla ortaklık ve yatırım haberleri geliyordu.

Bilgi Üniversitesi’nin ortak arayışının ardındaki sebepse, Santralistanbul projesiydi.

Silahtarağa’daki İstanbul’un ilk elektrik santralı restore edilerek, modern sanata kazandırıldı, eğitim ve sanat içiçe bir ortam yaratıldı. Üniversitenin patronu Oğuz Özerden, üniversiteyi sıfırdan yarattığı gibi, burayı da sıfırdan yarattı. Girişimcilik hele de kültür ve sanat için güzel şey tabi ama Santralistanbul, 50 milyon dolar gibi bir paraya maloldu. Üniversitenin ortak aramasının altındaki neden de buydu. Kültür dünyasına sağladığı katkı kuşkusuz önemli. Ancak, projenin ekonomik olarak pek de anlamlı bir yatırım olmadığı ortaya çıktı. Türkiye’de modern sanat üretiminin ve ilginin azlığı da düşünüldüğünde 118 bin metrekarelik devasa alanı ile Santralistanbul, gerçek anlamla işlevini yerine getirebilen bir yer olamadı.

Nitekim, Bilgi’nin ortağı Laureate dünyanın en büyük ticari üniversitelerden biri ve farklı ülkelerde çok sayıda üniversitenin ortağı ve sahibi konumunda. Dolayısıyla para kazanmak ve kâr etmek istiyor. Bilgi ve Loureate ortaklığında Santralistanbul, sadece Özerden’in denetiminde.

Bilgi Üniversitesi ile ilgili ikinci konu ise üniversite bünyesinde tıp fakültesi açılacağı söylentisi. Özü itibariyle Bilgi, sosyal bilimlere yoğunlaşan bir üniversite. Üniversite bünyesinde tıp fakültesi açılması halinde, tüm kaynakların buraya akıtılacağı ve diğer fakültelere yapılması gereken yatırımlara para kalmayacağı belirtiliyor. Bir duyuma göre, okul bünyesinde mühendislik bölümlerinin da açılacağı kaydediliyor. Laureate’in anlaşıldığı kadarıyla bundan sonra öğrenci sayısını artırarak, paralı bölümler açarak Bilgi’ye koyduğu parayı çıkarmaya çalışacak.


***


Jak Kamhi’nin İsrail gezisinin perde arkası


Davos'ta gerilen İsrail Türkiye ilişkilerini düzelt-mek için devreye Jak Kamhi'nin girdiği, arabulu-culuk için İsrail'i gittiği geçen hafta basında yer aldı. Kamhi'nin ziyareti, gerilen ilişkilerin ekonomi ekseninde tekrar toparlan-ması yönelik. Barışa katkı sağlamak ve Filistin'i ekonomik olarak düzlüğe çıkmarmak için Erez Sanayi Bölgesi gündemde. Projenin gündeme geldiği dönemde Dünya Bankası Başkanı olan Paul Wolfowitz, projeye destek vermiş, söylenenlere göre projeye Dünya Bankası ve diğer fonlardan 9 milyar dolar bulunabileceğinden söz etmişti. Buranın projelendirilmesi, yapımı ve işletmesi gibi yapılması gereken pek çok iş var. Türkiye'nin bu büyük pastadan pay almasını ya da en azından konuyla ilgili inisiyatif sahibi olma-sını istemeyenlerin olabileceği ve Türkiye'nin devre dışı bırabileceği konuşuluyor. Kamhi'nin girişimi de, siyasi gerilimin gölgesinde kalan konunun gündeme taşınması ve ilişkilerin bu yolla tekrar ısındırılmasına yönelik...